02-03-2008, 10:34 PM
KAAN KURAL: “HERŞEY TESADÜF ESERİ BAŞLADI...”
Türk Basketbolunun önemli kalemlerinden Kaan Kural, gazeteciliğe nasıl başladığı, basketbolumuzun şimdiki durumu ve geleceği ile gündemdeki bir çok konuyu siz değerli okurlarımız için konuştuk ...
Kaan Kural kimdir?
1974 Ankara doğumluyum. İlk ve Orta okulu Ankara’da okudum. O zamanlar bir şekilde Anadolu Lisesi sınava girdim ve Robert Kolejini kazandım. Daha sonra üniversite sınavında Boğaziçi Uluslararasıilişkilere girdim. Üniversiteyi 4.5 yılda bitirdim. Okulu bitirdikten sonra Garanti Bankası’nın uzmanlık sınavına girdim. Bankada tam çalışmaya başlayacağım sırada çok büyük bir tesadüf eseri medyaya girdim ve öyle de kaldım. Ancak arada Fasulye adında bir film çektim. Yalnız ekonomik kriz nedeniyle adeta battık. Sefaletin ne olduğunu o zaman anladım. Cebimizde beş kuruş yokken $100.000 yakın borcumuz vardı.
Bu işe nasıl başladın ve en büyük desteği kimden gördün?
Ben üniversite 3. sınıftayken bir basketbol dergisi alıyordum. Onun da editörlüğünü Murat Yığcı ve Altan Tanrıkulu yapıyordu. Düzenli olarak o derginin takipçisiydim. Dergide çok kaliteli NBA yazıları oluyordu ve bir gün yazılar kesildi. Bende birkaç ay bekledikten sonra bir okur olarak dergiyi aradım ve yazıların neden kesildiğini sordum. Bana NBA bölümünü hazırlayan kişinin ayrıldığını ve yerine birisini aradıklarını söylediler. Bunun üzerine ben NBA bölümünü hazırlamak istediğimi söyledim. Çünkü Robert Kolejinde okurken 13 yaşından beri NBA’i çok ciddi olarak takip ediyordum. Bunu söyledim ve onlarda bana bu imkanı sağladılar. Ancak ben burada amatör olarak yazıyordum. Daha sonra Yiğiter Uluğ ile tanıştım. Okuldan mezun olduğum sıralarda Fast-Break dergisi Turgay Demirel’den ayrılarak Sabah Grubuna dahil oldu ve Yiğiter Uluğ’a bu dergiyi yapar mısın dediler. Fakat Yiğiter Abi o sırada NTV’ye geçmek üzereydi. Bu arada bir boşluk yaşandı. Çünkü dergi var ama yapacak biri yoktu. Yiğiter Abi dergiyi yapacak birisini ararken, bana yazı işleri müdürü olup olamayacağımı söyledi. Ben ilk olarak inanamadım. Tamam yazı yazılır edilir ama ben yazı işleri müdürü ne iş yapar onu bile bilmem. Bana o zaman en fazla üç ay sürünürsün ancak daha sonra alışırsın dedi. Hem benim Garanti Bankasından alacağımdan çok daha iyi para veriyorlardı. İlk ay nerdeyse derginin satırı satırına ben yazdım. Ancak daha sonra çok her şey yoluna girdi. Orada İbrahim Seten ile tanıştım, Yeni Yüzyıl Spor Müdürüydü. Bana Yeni Yüzyılda köşe yazarlığı teklif etti ve bende kabul ettim.
O zaman bu işe başladığın zaman en büyük desteği Yiğiter Uluğ’dan gördün?
Gerçi öyle bir durum oldu ki Yiğiter Abi beni bıraktı gitti. Daha doğrusu beni bırakmak zorunda kaldı. Bana hiçbir zaman hocalık yapamadı. Daha sonra Radikal’de ben onunla beraber çalışma şansı buldum. Ancak Yiğiter Abi bana çok güzel bir şey söylemiştir “ Günde 24 saat var. 8 saat yaşıyorsun, 8 saat uyuyorsun, 8 saatte çalışıyorsun. Sen yaşadığın 8 saati finanse etmek için mi çalışıyorsun” dedi. Bu sözü benim için çok geçerlidir.
Peki Kaan Kural’ın bundan sonraki hedefleri nelerdir? Hayalinde bir kulüpte yöneticiliği bulunuyor mu?
Kulüp yöneticiliği düşünmüyorum. Ben kulüp yöneticisi olduğum zaman, o önemli sorumlulukların altına girdiğin zaman belli ilkelerden vazgeçmen gerekiyor. Aslında ben her şeyden önce bir yazar ve yorumcu kimliğimden öte, bir basketbolseverim ve ben basketbolu çok seviyorum. Ben herkesi eşit derecede seviyorum. Örnek veriyorum ki Fenerbahçe’nin Genel Menajeri olsam, Fenerbahçe – Galatasaray maçında takımımı tutmak zorundayım. Yani ne olursa olsun taraf olmam lazım ki bunu da istemem. Tek yapmak istediğim şey bir sene her şeyi bırakıp kitap yazmak istiyorum. Bir takımla birlikte olup onların antremanları, kampları ve diğer her şeyiyle bir sene boyunca o takımla yaşayıp bunu kağıda dökmek istiyorum. Ancak şu an böyle bir şey yapmam için erken. Çünkü bunun mali boyutu da önemli.
Kaan Kural’ın Türkiye’de yazılı ve görsel basında keyifle okuduğu kişiler kimlerdir?
Basketbol olarak Kemal Dinçer’i okumaktan keyif alıyorum. Diğer okuduğum kişiler arasında Yıldırım Türker’i tamamen ayrı tutuyorum. O Türkiye Cumhuriyeti için çok önemli bir değerdir. Benim için apayrıdır. Ayrıca Can Dündar, Çetin Altan’ı da okumayı seviyorum.
Bu sezon Beşiktaş ve Fenerbahçe, yakaladıkları iyi bir çıkış ile TBL’e renk getirdi. Sen TBL’in bu sezonki durumunu nasıl değerlendiriyorsun?
Öncelikle şu soruyu kendimize sormamız lazım. Sporu renkli kılan nedir? Havada uçan üç beş oyuncu, ya da inanılmaz yetenekli oyuncular mıdır, yoksa rekabet midir? Bence rekabettir. Çünkü herkes yetenekleri, bütçeleri, kadroları ölçüsünde belli hedeflere ulaşabilmek için rekabet etmek zorundadır. Şuanda böyle bir heyecan yaşanıyor. Kaldı ki Fenerbahçe ve Beşiktaş’ın ciddi taraftar desteğinin olması tribüne heyecan getirmesi, kamuoyuna basketbolun yer almasına neden oldu. Artık kahve muhabbetlerinde “Abi Van Hooijdonk ne attı” gördünüz müden başka “Abi El-Amin nasıl oyunuyor” diye konuşmalar başladı.
Peki TBL’de tuttuğun takım ya da oynadığı oyundan keyif aldığın takım var mı?
Benim sevdiğim bir basketbol felsefesi var. O da hızlı paslaşmalara dayalı bir oyun. İllaki hızlı oynamak gerekmiyor. Hızlı paslaşan takımları seviyorum. Şuan öyle oynayan bir takım göremiyorum. Ancak geçen sezon bir dönem Tolga Öngören’li Ülkerspor bunu iyi uyguluyordu. O zamanları çok seviyordum. Ben daha çok bir basketbol takımını değil, basketbol felsefesini seviyorum. Bundan da önemlisi doğru basketbol oynayan takımı seviyorum. Gün gelir mesela Khalid El-Amin çıkar 55 sayı atar ve maçı kazanırsın. Benim için çok fazla değeri yoktur onun. Ama o kadar sayı atanı alkışlarım, saygıda duyarım. O elbetteki ayrı bir konu. Ama bu bana hitap etmiyor. Doğru ilkeler peşinde koşarak, doğru oynayıp kaybetse bile benim için değerlidir. O yüzden bu sezonki Fenerbahçe’ye şapkamı çıkartırım. Efes Pilsen’e her zaman çok büyük saygım vardır. Temelde doğruları uyguladığı için Efes Pilsen diyebilirim. Onlarında bazı imajsal sorunları var ama bu da çok önemli değil. Ancak benim sevdiğim basketbolu oynayan takım TBL’de henüz yok.
Milli Takım’ın oyun şeklini nasıl buluyorsun?
Milli Takım’ın oynadığı oyun beni tatmin etmiyor. Daha doğrusu benim için önemli olan bir takım var olan potansiyelini gerçekleştirebilmelidir. Yani kağıt üstünde bir takım var; ve bu oyuncuları alt alta yazdığın zaman toplam değerin üstüne çıkıyor mu, çıkamıyor mu, önemli olan budur.
2005 Yılında Yapılacak Avrupa Basketbol Şampiyonası’nda Milli Takım’ın hedefi ne olmalıdır?
Öncelikle Olimpiyat vizesini almalıyız. Ancak kadroya baktığımız zaman şampiyon olabiliriz. Ve bunun için oynamalıyız. Bu doğrudur. Ancak gün gelir çeyrek finalde yada yarı finalde çıkar bir oyuncu 45 sayı atar, bunu gerçekleştiremeyebilirsin. İllaki şampiyon olacağız diye bir şey yok. Bizim hedefimiz şampiyonluk için oynamak olmalı. Eğer Olimpiyat vizesini alırsak çok iyi. Ancak ben olaya biraz romantik bakıyorum. Biz iyi oynadığımız sürece benim için skorun çok fazlada önemi yok.
20/10: 2010 Dünya Basketbol Şampiyonası hakkında ne söylemek istersin?
Kural: Bu organizasyonun Dünya çapında çok önemli bir olay olduğunu bilmemiz lazım. Ancak bu organizasyonun yapılmasına 5 yıl var. 5 Yıl sonra kim öle kim kala. Turgay Demirel bunun için ekibini kurup gerekli çalışmaları yapacaktır. Ancak bunu da bir perspektife koymak lazım. Bu gerçekten Dünya sporu adına çok önemli bir organizasyon olacak, sadece bizim bu kadar önemli takımları Türkiye’ye getirmemiz, şampiyonada takımımız ne yaparsa yapsın organizasyonu iyi yaparak bir saygınlık elde etmemiz gerçekten çok önemli bir olay. Arjantin’i, Amerika’yı seyretme şansı bulacağız, tesisleşme adına da önemli adımlar gerçekleştirilecektir.
Geçtiğimiz yaz Genç Milli Takımı İspanya’da takip ettin. Genç Milli Takım, ev sahibi İspanya’ya mağlup olarak turnuvada ikinci oldu. 2010’un hedef olduğunu hesaba katarsak, bu oyuncuları nasıl değerlendiriyorsunuz?
Ben İspanyada bu oyuncular izleme şansı yakaladım. Aralarında Türk basketbolu adına çok önemli oyuncular var. Bu turnuvada özellikle aralarında hiç oynamayan Ersan İlyasova var ki onu bir kenara koymamız lazım. Şayet Ersan, herhangi bir sağlık sorunu yaşamazsa Türk Basketbol Tarihinin yetiştirdiği en önemli oyuncu olabilir. Bu oyuncuların içerisine Hidayet Türkoğlu ve Mehmet Okur gibi isimleri de dahil ediyorum. Ersan’ın Andrei Kirilenko’dan çok da farklı olduğuna inanmıyorum. Oyun karakteri, oyun şekli, oyun tarzı, oyun yapısı ve insan olarak da enfes birisi. O hakikaten Dünya starı. Artı Cenk Akyol; fundamental olarak hakikaten çok iyi, her şeyi en iyi şekliyle yapabiliyor. Harun Erdenay’ın bir başka çeşidi olarak tanımlayabiliriz. Oğuz Savaş; Arvydas Sabonis’in kısası. Sadece o 1987 jenarasyonu, 2010’da 23 yaşında olacak jenarasyon bile parmak ısırtır. Buna bizim esas büyük jenarasyonumuz Mehmet, Hidayet, Kerem’leri eklediğimiz zaman ortaya enfes bir hammadde çıkıyor.
NBA’deki temsilcimlerimizden konuşalım. Mehmet Okur’un performansını nasıl değerlendiriyorsun?
Öncelikle şunu söylemem gerekir ki bir oyuncu nasıl bir takıma alışmak için bir süre geçiyorsa, bir coach’unda yeni gelen oyunculara alışması için belli bir süre gerekli. Özellikle de bu coach Jerry Sloan ise durum biraz daha farklı. Çünkü Sloan kariyeri boyunca Greg Ostertag gibi Mark Eaton gibi sadece perdeleme yapan uzunlarla çalıştı. Ancak Mehmet’in çok daha farklı özelliklere sahip bir oyuncu. Mehmet San Antonio Spurs maçında 10 hücum ribaundu topladı. Şimdi Mehmet bunu her zaman yaparsa, onun üzerine bu etiket gibi yapışacak. Nasıl Jason Richardson diyince aklımıza ilk gelen smaç oluyorsa, Mehmet’te de bunun olması gerekli. İnsanların gözünde imaj atlamak önemlidir; ancak bunu destekleyecek oyunu ve devamlılığı da sağlamak lazım. Mehmet’in bir gün iyi bir gün kötü, yada iki gün iyi bir gün kötü olması ona bir şey kazandırmaz. Mehmet’in belli bir standartı yakalaması ve onu sürdürmesi gerekli. Böylelikle Mehmet, diğer takım arkadaşları ve coach’unun da saygısını kazanır.
Peki Utah Jazz’da Sloan ile oyuncular arasında bir sorun var mı?
Böyle bir sorun kesinlikle var ve bu çok normal. Çünkü Sloan eski topraktır ve onun döneminde coach ne isterse o ne söylerse onun dediği olur. O öyle görmüş ve hep öyle yaşamış. Ancak Dünya yaşadığımız her dakika değişiyor. Daha demokratik, özellikle de hip hop kültürünün yayılması sonrasında baskıya boyun eğmeme, kendini ifade edebilme gibi felsefeler var. Bunun son örneğini Carlos Arroyo ile yaşadı. Sloan oyuncuya bir şey söylüyor, Arroyo da buna karşılık veriyor ve üstüne üslük özürde dilemiyor. Ben Arroyo’nun haklı bile olsa yanlış yaptığını düşünüyorum. Sonuçta Arroyo kendisine yaşananlar sorulduğu zaman coach haklı demeliydi. Ancak ben artık Arroyo’nun kesinlikle takas olacağı görüşüne katılanlardanım.
Cuttino Mobley artık Orlando Magic’e gönderildi ve Hidayet’in Sacramento Kings’de üç yıl boyunca birlikte formasını giydiği Doug Christie Florida yolunu tuttu. Bu takas Hidayet’i nasıl etkiler?
Orlando’da durum farklı. Çünkü Steve Francis gerçek bir oyun kurucu olmadığı için, orada Grant Hill gibi topu paylaşmayı seven, hem de savunma yapabilecek bir oyuncuya daha ihtiyaç vardı. Mobley bu kriterlere uymadığı için böyle bir takas gerçekleştirdiler. Bu takastan Hidayet kesinlikle faydalanacaktır. En azından kullanacağı top sayısı artacaktır. Şimdi Mobley takımdan ayrıldı ve onun yerine Hidayet üçüncü spor opsiyona kaydı. Mobley’in maç başına kullandığı 15 şutun 10 tanesini artık Hidayet kullanacak.
NBA’deki diğer temsilcilerimizden İbrahim Kutluay ve Zaza Pachulia’nın performanslarını nasıl değerlendiriyorsun?
İbrahim’in oyun sitili NBA’e çok da uygun değil. Ancak bu İbrahim’in kötü oyuncu anlamına gelmiyor. İbrahim Avrupa’da bir çok başarı elde ettiği ve NBA heyecanını yaşamak için Amerika’ya gitti. O hakikaten çok iyi bir profesyonel. Ben onun mücadelesini taktirle karşılıyorum. Ama işi zor gözüküyor. Zaza Pachulia ise biraz şanslı. Çünkü Milwaukee Bucks’ın en yumuşak karnı pota altı. Zaza’nın en önemli özeliği fiziğini iyi kullanıyor.
Son olarak basketbolseverler’e söylemek istediğin bir şey var mı?
Basketbolu anlayarak sevmek çok farklı bir şey. Sadece kazanmak veya kaybetmek değil; tamam kazanmak elbette önemli ama, sahada olan biteni biraz daha anlamaya çalışmak bu yönde takip etmek, çok daha keyif verecektir. Ben her zaman bunu anlatmaya çalıştım, kazanmak ve kaybetmenin dışında çok daha başka bir hikaye vardır. Daha farklı bir gözün görebileceği çok daha güzel olaylar oluyor. İnsanların olaylara biraz da bu taraftan bakması gerektiğini düşünüyorum.
(emeğe karşılık +replerinizi bekliyorum)
Türk Basketbolunun önemli kalemlerinden Kaan Kural, gazeteciliğe nasıl başladığı, basketbolumuzun şimdiki durumu ve geleceği ile gündemdeki bir çok konuyu siz değerli okurlarımız için konuştuk ...
Kaan Kural kimdir?
1974 Ankara doğumluyum. İlk ve Orta okulu Ankara’da okudum. O zamanlar bir şekilde Anadolu Lisesi sınava girdim ve Robert Kolejini kazandım. Daha sonra üniversite sınavında Boğaziçi Uluslararasıilişkilere girdim. Üniversiteyi 4.5 yılda bitirdim. Okulu bitirdikten sonra Garanti Bankası’nın uzmanlık sınavına girdim. Bankada tam çalışmaya başlayacağım sırada çok büyük bir tesadüf eseri medyaya girdim ve öyle de kaldım. Ancak arada Fasulye adında bir film çektim. Yalnız ekonomik kriz nedeniyle adeta battık. Sefaletin ne olduğunu o zaman anladım. Cebimizde beş kuruş yokken $100.000 yakın borcumuz vardı.
Bu işe nasıl başladın ve en büyük desteği kimden gördün?
Ben üniversite 3. sınıftayken bir basketbol dergisi alıyordum. Onun da editörlüğünü Murat Yığcı ve Altan Tanrıkulu yapıyordu. Düzenli olarak o derginin takipçisiydim. Dergide çok kaliteli NBA yazıları oluyordu ve bir gün yazılar kesildi. Bende birkaç ay bekledikten sonra bir okur olarak dergiyi aradım ve yazıların neden kesildiğini sordum. Bana NBA bölümünü hazırlayan kişinin ayrıldığını ve yerine birisini aradıklarını söylediler. Bunun üzerine ben NBA bölümünü hazırlamak istediğimi söyledim. Çünkü Robert Kolejinde okurken 13 yaşından beri NBA’i çok ciddi olarak takip ediyordum. Bunu söyledim ve onlarda bana bu imkanı sağladılar. Ancak ben burada amatör olarak yazıyordum. Daha sonra Yiğiter Uluğ ile tanıştım. Okuldan mezun olduğum sıralarda Fast-Break dergisi Turgay Demirel’den ayrılarak Sabah Grubuna dahil oldu ve Yiğiter Uluğ’a bu dergiyi yapar mısın dediler. Fakat Yiğiter Abi o sırada NTV’ye geçmek üzereydi. Bu arada bir boşluk yaşandı. Çünkü dergi var ama yapacak biri yoktu. Yiğiter Abi dergiyi yapacak birisini ararken, bana yazı işleri müdürü olup olamayacağımı söyledi. Ben ilk olarak inanamadım. Tamam yazı yazılır edilir ama ben yazı işleri müdürü ne iş yapar onu bile bilmem. Bana o zaman en fazla üç ay sürünürsün ancak daha sonra alışırsın dedi. Hem benim Garanti Bankasından alacağımdan çok daha iyi para veriyorlardı. İlk ay nerdeyse derginin satırı satırına ben yazdım. Ancak daha sonra çok her şey yoluna girdi. Orada İbrahim Seten ile tanıştım, Yeni Yüzyıl Spor Müdürüydü. Bana Yeni Yüzyılda köşe yazarlığı teklif etti ve bende kabul ettim.
O zaman bu işe başladığın zaman en büyük desteği Yiğiter Uluğ’dan gördün?
Gerçi öyle bir durum oldu ki Yiğiter Abi beni bıraktı gitti. Daha doğrusu beni bırakmak zorunda kaldı. Bana hiçbir zaman hocalık yapamadı. Daha sonra Radikal’de ben onunla beraber çalışma şansı buldum. Ancak Yiğiter Abi bana çok güzel bir şey söylemiştir “ Günde 24 saat var. 8 saat yaşıyorsun, 8 saat uyuyorsun, 8 saatte çalışıyorsun. Sen yaşadığın 8 saati finanse etmek için mi çalışıyorsun” dedi. Bu sözü benim için çok geçerlidir.
Peki Kaan Kural’ın bundan sonraki hedefleri nelerdir? Hayalinde bir kulüpte yöneticiliği bulunuyor mu?
Kulüp yöneticiliği düşünmüyorum. Ben kulüp yöneticisi olduğum zaman, o önemli sorumlulukların altına girdiğin zaman belli ilkelerden vazgeçmen gerekiyor. Aslında ben her şeyden önce bir yazar ve yorumcu kimliğimden öte, bir basketbolseverim ve ben basketbolu çok seviyorum. Ben herkesi eşit derecede seviyorum. Örnek veriyorum ki Fenerbahçe’nin Genel Menajeri olsam, Fenerbahçe – Galatasaray maçında takımımı tutmak zorundayım. Yani ne olursa olsun taraf olmam lazım ki bunu da istemem. Tek yapmak istediğim şey bir sene her şeyi bırakıp kitap yazmak istiyorum. Bir takımla birlikte olup onların antremanları, kampları ve diğer her şeyiyle bir sene boyunca o takımla yaşayıp bunu kağıda dökmek istiyorum. Ancak şu an böyle bir şey yapmam için erken. Çünkü bunun mali boyutu da önemli.
Kaan Kural’ın Türkiye’de yazılı ve görsel basında keyifle okuduğu kişiler kimlerdir?
Basketbol olarak Kemal Dinçer’i okumaktan keyif alıyorum. Diğer okuduğum kişiler arasında Yıldırım Türker’i tamamen ayrı tutuyorum. O Türkiye Cumhuriyeti için çok önemli bir değerdir. Benim için apayrıdır. Ayrıca Can Dündar, Çetin Altan’ı da okumayı seviyorum.
Bu sezon Beşiktaş ve Fenerbahçe, yakaladıkları iyi bir çıkış ile TBL’e renk getirdi. Sen TBL’in bu sezonki durumunu nasıl değerlendiriyorsun?
Öncelikle şu soruyu kendimize sormamız lazım. Sporu renkli kılan nedir? Havada uçan üç beş oyuncu, ya da inanılmaz yetenekli oyuncular mıdır, yoksa rekabet midir? Bence rekabettir. Çünkü herkes yetenekleri, bütçeleri, kadroları ölçüsünde belli hedeflere ulaşabilmek için rekabet etmek zorundadır. Şuanda böyle bir heyecan yaşanıyor. Kaldı ki Fenerbahçe ve Beşiktaş’ın ciddi taraftar desteğinin olması tribüne heyecan getirmesi, kamuoyuna basketbolun yer almasına neden oldu. Artık kahve muhabbetlerinde “Abi Van Hooijdonk ne attı” gördünüz müden başka “Abi El-Amin nasıl oyunuyor” diye konuşmalar başladı.
Peki TBL’de tuttuğun takım ya da oynadığı oyundan keyif aldığın takım var mı?
Benim sevdiğim bir basketbol felsefesi var. O da hızlı paslaşmalara dayalı bir oyun. İllaki hızlı oynamak gerekmiyor. Hızlı paslaşan takımları seviyorum. Şuan öyle oynayan bir takım göremiyorum. Ancak geçen sezon bir dönem Tolga Öngören’li Ülkerspor bunu iyi uyguluyordu. O zamanları çok seviyordum. Ben daha çok bir basketbol takımını değil, basketbol felsefesini seviyorum. Bundan da önemlisi doğru basketbol oynayan takımı seviyorum. Gün gelir mesela Khalid El-Amin çıkar 55 sayı atar ve maçı kazanırsın. Benim için çok fazla değeri yoktur onun. Ama o kadar sayı atanı alkışlarım, saygıda duyarım. O elbetteki ayrı bir konu. Ama bu bana hitap etmiyor. Doğru ilkeler peşinde koşarak, doğru oynayıp kaybetse bile benim için değerlidir. O yüzden bu sezonki Fenerbahçe’ye şapkamı çıkartırım. Efes Pilsen’e her zaman çok büyük saygım vardır. Temelde doğruları uyguladığı için Efes Pilsen diyebilirim. Onlarında bazı imajsal sorunları var ama bu da çok önemli değil. Ancak benim sevdiğim basketbolu oynayan takım TBL’de henüz yok.
Milli Takım’ın oyun şeklini nasıl buluyorsun?
Milli Takım’ın oynadığı oyun beni tatmin etmiyor. Daha doğrusu benim için önemli olan bir takım var olan potansiyelini gerçekleştirebilmelidir. Yani kağıt üstünde bir takım var; ve bu oyuncuları alt alta yazdığın zaman toplam değerin üstüne çıkıyor mu, çıkamıyor mu, önemli olan budur.
2005 Yılında Yapılacak Avrupa Basketbol Şampiyonası’nda Milli Takım’ın hedefi ne olmalıdır?
Öncelikle Olimpiyat vizesini almalıyız. Ancak kadroya baktığımız zaman şampiyon olabiliriz. Ve bunun için oynamalıyız. Bu doğrudur. Ancak gün gelir çeyrek finalde yada yarı finalde çıkar bir oyuncu 45 sayı atar, bunu gerçekleştiremeyebilirsin. İllaki şampiyon olacağız diye bir şey yok. Bizim hedefimiz şampiyonluk için oynamak olmalı. Eğer Olimpiyat vizesini alırsak çok iyi. Ancak ben olaya biraz romantik bakıyorum. Biz iyi oynadığımız sürece benim için skorun çok fazlada önemi yok.
20/10: 2010 Dünya Basketbol Şampiyonası hakkında ne söylemek istersin?
Kural: Bu organizasyonun Dünya çapında çok önemli bir olay olduğunu bilmemiz lazım. Ancak bu organizasyonun yapılmasına 5 yıl var. 5 Yıl sonra kim öle kim kala. Turgay Demirel bunun için ekibini kurup gerekli çalışmaları yapacaktır. Ancak bunu da bir perspektife koymak lazım. Bu gerçekten Dünya sporu adına çok önemli bir organizasyon olacak, sadece bizim bu kadar önemli takımları Türkiye’ye getirmemiz, şampiyonada takımımız ne yaparsa yapsın organizasyonu iyi yaparak bir saygınlık elde etmemiz gerçekten çok önemli bir olay. Arjantin’i, Amerika’yı seyretme şansı bulacağız, tesisleşme adına da önemli adımlar gerçekleştirilecektir.
Geçtiğimiz yaz Genç Milli Takımı İspanya’da takip ettin. Genç Milli Takım, ev sahibi İspanya’ya mağlup olarak turnuvada ikinci oldu. 2010’un hedef olduğunu hesaba katarsak, bu oyuncuları nasıl değerlendiriyorsunuz?
Ben İspanyada bu oyuncular izleme şansı yakaladım. Aralarında Türk basketbolu adına çok önemli oyuncular var. Bu turnuvada özellikle aralarında hiç oynamayan Ersan İlyasova var ki onu bir kenara koymamız lazım. Şayet Ersan, herhangi bir sağlık sorunu yaşamazsa Türk Basketbol Tarihinin yetiştirdiği en önemli oyuncu olabilir. Bu oyuncuların içerisine Hidayet Türkoğlu ve Mehmet Okur gibi isimleri de dahil ediyorum. Ersan’ın Andrei Kirilenko’dan çok da farklı olduğuna inanmıyorum. Oyun karakteri, oyun şekli, oyun tarzı, oyun yapısı ve insan olarak da enfes birisi. O hakikaten Dünya starı. Artı Cenk Akyol; fundamental olarak hakikaten çok iyi, her şeyi en iyi şekliyle yapabiliyor. Harun Erdenay’ın bir başka çeşidi olarak tanımlayabiliriz. Oğuz Savaş; Arvydas Sabonis’in kısası. Sadece o 1987 jenarasyonu, 2010’da 23 yaşında olacak jenarasyon bile parmak ısırtır. Buna bizim esas büyük jenarasyonumuz Mehmet, Hidayet, Kerem’leri eklediğimiz zaman ortaya enfes bir hammadde çıkıyor.
NBA’deki temsilcimlerimizden konuşalım. Mehmet Okur’un performansını nasıl değerlendiriyorsun?
Öncelikle şunu söylemem gerekir ki bir oyuncu nasıl bir takıma alışmak için bir süre geçiyorsa, bir coach’unda yeni gelen oyunculara alışması için belli bir süre gerekli. Özellikle de bu coach Jerry Sloan ise durum biraz daha farklı. Çünkü Sloan kariyeri boyunca Greg Ostertag gibi Mark Eaton gibi sadece perdeleme yapan uzunlarla çalıştı. Ancak Mehmet’in çok daha farklı özelliklere sahip bir oyuncu. Mehmet San Antonio Spurs maçında 10 hücum ribaundu topladı. Şimdi Mehmet bunu her zaman yaparsa, onun üzerine bu etiket gibi yapışacak. Nasıl Jason Richardson diyince aklımıza ilk gelen smaç oluyorsa, Mehmet’te de bunun olması gerekli. İnsanların gözünde imaj atlamak önemlidir; ancak bunu destekleyecek oyunu ve devamlılığı da sağlamak lazım. Mehmet’in bir gün iyi bir gün kötü, yada iki gün iyi bir gün kötü olması ona bir şey kazandırmaz. Mehmet’in belli bir standartı yakalaması ve onu sürdürmesi gerekli. Böylelikle Mehmet, diğer takım arkadaşları ve coach’unun da saygısını kazanır.
Peki Utah Jazz’da Sloan ile oyuncular arasında bir sorun var mı?
Böyle bir sorun kesinlikle var ve bu çok normal. Çünkü Sloan eski topraktır ve onun döneminde coach ne isterse o ne söylerse onun dediği olur. O öyle görmüş ve hep öyle yaşamış. Ancak Dünya yaşadığımız her dakika değişiyor. Daha demokratik, özellikle de hip hop kültürünün yayılması sonrasında baskıya boyun eğmeme, kendini ifade edebilme gibi felsefeler var. Bunun son örneğini Carlos Arroyo ile yaşadı. Sloan oyuncuya bir şey söylüyor, Arroyo da buna karşılık veriyor ve üstüne üslük özürde dilemiyor. Ben Arroyo’nun haklı bile olsa yanlış yaptığını düşünüyorum. Sonuçta Arroyo kendisine yaşananlar sorulduğu zaman coach haklı demeliydi. Ancak ben artık Arroyo’nun kesinlikle takas olacağı görüşüne katılanlardanım.
Cuttino Mobley artık Orlando Magic’e gönderildi ve Hidayet’in Sacramento Kings’de üç yıl boyunca birlikte formasını giydiği Doug Christie Florida yolunu tuttu. Bu takas Hidayet’i nasıl etkiler?
Orlando’da durum farklı. Çünkü Steve Francis gerçek bir oyun kurucu olmadığı için, orada Grant Hill gibi topu paylaşmayı seven, hem de savunma yapabilecek bir oyuncuya daha ihtiyaç vardı. Mobley bu kriterlere uymadığı için böyle bir takas gerçekleştirdiler. Bu takastan Hidayet kesinlikle faydalanacaktır. En azından kullanacağı top sayısı artacaktır. Şimdi Mobley takımdan ayrıldı ve onun yerine Hidayet üçüncü spor opsiyona kaydı. Mobley’in maç başına kullandığı 15 şutun 10 tanesini artık Hidayet kullanacak.
NBA’deki diğer temsilcilerimizden İbrahim Kutluay ve Zaza Pachulia’nın performanslarını nasıl değerlendiriyorsun?
İbrahim’in oyun sitili NBA’e çok da uygun değil. Ancak bu İbrahim’in kötü oyuncu anlamına gelmiyor. İbrahim Avrupa’da bir çok başarı elde ettiği ve NBA heyecanını yaşamak için Amerika’ya gitti. O hakikaten çok iyi bir profesyonel. Ben onun mücadelesini taktirle karşılıyorum. Ama işi zor gözüküyor. Zaza Pachulia ise biraz şanslı. Çünkü Milwaukee Bucks’ın en yumuşak karnı pota altı. Zaza’nın en önemli özeliği fiziğini iyi kullanıyor.
Son olarak basketbolseverler’e söylemek istediğin bir şey var mı?
Basketbolu anlayarak sevmek çok farklı bir şey. Sadece kazanmak veya kaybetmek değil; tamam kazanmak elbette önemli ama, sahada olan biteni biraz daha anlamaya çalışmak bu yönde takip etmek, çok daha keyif verecektir. Ben her zaman bunu anlatmaya çalıştım, kazanmak ve kaybetmenin dışında çok daha başka bir hikaye vardır. Daha farklı bir gözün görebileceği çok daha güzel olaylar oluyor. İnsanların olaylara biraz da bu taraftan bakması gerektiğini düşünüyorum.
(emeğe karşılık +replerinizi bekliyorum)