03-05-2008, 04:36 PM
İnanmak başarmakmış!
İnanınca kayıtsız ve şartsız. Inter, PSV, Sevilla da kim oluyormuş. Başarıya giden yol inanmaktan, tek yumruk olmaktan geçiyormuş
Türk futbolu 2002'den beri hasret böyle bir sevince. Dile kolay 6 uzun sene... Eller bayraklara, diller tezahüratlara, gözler sevinç gözyaşlarına hasret. Avrupa'dan güzel bir haber bekleyen Taksim, Bağdat Caddesi, yurdumun 4 köşesi futboldan kopuk. Artık Atatürk Havalimanı'nda izdihamla karşılanmıyor takımlar ve coşku hakim değil kafilelerde. Tesislerde ölüm sessizliği, her yanda öne eğilmiş kafalar, düşünceli bakışlar var.
İlk Galatasaray tattırdı bu zaferleri Türkiye'ye. UEFA Kupası, Süper Kupa'yla tanıştık. Ardından Milli Takım çıktı sahneye. Dünya Şampiyonluğu'na giden yolda yıldızlar topluluğu Brezilya engeline takıldık. 100. yılında coşan Beşiktaş'la Kupa 2'de çeyrek final heyecanı yaşadık. İlginçtir, Dünya Üçüncüsü olmuş bir ülkenin insanı olmak farklı hissettiriyor. O tarifi imkansız mutlulukların tadı bir kez alınınca, yenileri isteniyor. Başarıya susamışlığımızdan Avrupa'yı sarsan sonuçlar, yeni zaferler bekleniyor.
Güney Kore'de Dünya 3'üncüsü olduğumuzdan buyana bir haller olmuştu bize. Üzerimizde nerden geldiği belirsiz kara bulutlar. Simsiyah zifiri skorlar, elde kalan hüzün. Avrupalı affetmiyor, zor gün dinlemiyor. Her biri hançer gibi saplanan sürüyle gol bırakıyor savunamadığımız son kalemize. Hep sözün bittiği yerde buluyoruz kendimizi.
Ve Fenerbahçe, dün gece tarih yazıyor, milyon euroluk futbolculardan kurulu son 2 yılın UEFA Şampiyonu'nu bozguna uğratıyor. kimsenin şans tanımamasına rağmen, deplasmanda, hem de 9 dakikada 2-0 geriye düştüğü maçta. Fulbolseverler uzun süre sonra tekrar sokaklarda. Nasıl sevinmesin insan? Zor bir dönemden geçtiğimiz şu günlerde ilaç gibi geldi Fenerbahçe'nin tarihi başarısı. Sözüm ona 'cehennem'i de gördük ve oradan yıllarca konuşulacak bir destan yazıp çıktık. İnanınca kayıtsız ve şartsız. Inter, PSV, Sevilla da kim oluyormuş. Başarıya giden yol inanmaktan, tek yumruk olmaktan geçiyormuş.
Avrupa'nın bir numaralı kupasında son 8 takım arasına kalmak kolay iş değil. Fenerbahçe bu sezon hedefine ulaştı. Yarı final, final, şampiyonluk hepsi olabilir. Sarı-lacivertliler çeyrek finalde üzücü bir sonuç da alabilir. Ama sezon başında konulan hedef yakalandı. Fenerbahçe, Türk halkına çok anlamlı bir zafer hediye etti. Sevilla'dan fark bekleyenlere güzel de bir ders verdi.
Sözün özü, dışarıda renk ayrımı yapılmıyor. Yenilen için de 'Türk takımı' deniyor, kazanan için de. Bu gerçeği anlayabilsek, bilebilsek dışarıda ben-sen olmadığını. Sarı-kırmızı, siyah-beyaz, sarı-lacivert'in aslında hep aynı kapıya; kırmızı-beyaz'a çıktığını. İşte o zaman sorun kalmayacak, 'cehennem' demeye dilleri varmayacak. Gelecek sezon Avrupa'da 5 takımla mücadele etme şansımız var. Bir 6 yıl daha beklemek istemiyoruz. İnanmak istiyoruz sonuna kadar. Çünkü dün gece gördük ki, dün gece tüm dünyaya gösterdik ki; İnanmak başarmakmış.
İnanınca kayıtsız ve şartsız. Inter, PSV, Sevilla da kim oluyormuş. Başarıya giden yol inanmaktan, tek yumruk olmaktan geçiyormuş
Türk futbolu 2002'den beri hasret böyle bir sevince. Dile kolay 6 uzun sene... Eller bayraklara, diller tezahüratlara, gözler sevinç gözyaşlarına hasret. Avrupa'dan güzel bir haber bekleyen Taksim, Bağdat Caddesi, yurdumun 4 köşesi futboldan kopuk. Artık Atatürk Havalimanı'nda izdihamla karşılanmıyor takımlar ve coşku hakim değil kafilelerde. Tesislerde ölüm sessizliği, her yanda öne eğilmiş kafalar, düşünceli bakışlar var.
İlk Galatasaray tattırdı bu zaferleri Türkiye'ye. UEFA Kupası, Süper Kupa'yla tanıştık. Ardından Milli Takım çıktı sahneye. Dünya Şampiyonluğu'na giden yolda yıldızlar topluluğu Brezilya engeline takıldık. 100. yılında coşan Beşiktaş'la Kupa 2'de çeyrek final heyecanı yaşadık. İlginçtir, Dünya Üçüncüsü olmuş bir ülkenin insanı olmak farklı hissettiriyor. O tarifi imkansız mutlulukların tadı bir kez alınınca, yenileri isteniyor. Başarıya susamışlığımızdan Avrupa'yı sarsan sonuçlar, yeni zaferler bekleniyor.
Güney Kore'de Dünya 3'üncüsü olduğumuzdan buyana bir haller olmuştu bize. Üzerimizde nerden geldiği belirsiz kara bulutlar. Simsiyah zifiri skorlar, elde kalan hüzün. Avrupalı affetmiyor, zor gün dinlemiyor. Her biri hançer gibi saplanan sürüyle gol bırakıyor savunamadığımız son kalemize. Hep sözün bittiği yerde buluyoruz kendimizi.
Ve Fenerbahçe, dün gece tarih yazıyor, milyon euroluk futbolculardan kurulu son 2 yılın UEFA Şampiyonu'nu bozguna uğratıyor. kimsenin şans tanımamasına rağmen, deplasmanda, hem de 9 dakikada 2-0 geriye düştüğü maçta. Fulbolseverler uzun süre sonra tekrar sokaklarda. Nasıl sevinmesin insan? Zor bir dönemden geçtiğimiz şu günlerde ilaç gibi geldi Fenerbahçe'nin tarihi başarısı. Sözüm ona 'cehennem'i de gördük ve oradan yıllarca konuşulacak bir destan yazıp çıktık. İnanınca kayıtsız ve şartsız. Inter, PSV, Sevilla da kim oluyormuş. Başarıya giden yol inanmaktan, tek yumruk olmaktan geçiyormuş.
Avrupa'nın bir numaralı kupasında son 8 takım arasına kalmak kolay iş değil. Fenerbahçe bu sezon hedefine ulaştı. Yarı final, final, şampiyonluk hepsi olabilir. Sarı-lacivertliler çeyrek finalde üzücü bir sonuç da alabilir. Ama sezon başında konulan hedef yakalandı. Fenerbahçe, Türk halkına çok anlamlı bir zafer hediye etti. Sevilla'dan fark bekleyenlere güzel de bir ders verdi.
Sözün özü, dışarıda renk ayrımı yapılmıyor. Yenilen için de 'Türk takımı' deniyor, kazanan için de. Bu gerçeği anlayabilsek, bilebilsek dışarıda ben-sen olmadığını. Sarı-kırmızı, siyah-beyaz, sarı-lacivert'in aslında hep aynı kapıya; kırmızı-beyaz'a çıktığını. İşte o zaman sorun kalmayacak, 'cehennem' demeye dilleri varmayacak. Gelecek sezon Avrupa'da 5 takımla mücadele etme şansımız var. Bir 6 yıl daha beklemek istemiyoruz. İnanmak istiyoruz sonuna kadar. Çünkü dün gece gördük ki, dün gece tüm dünyaya gösterdik ki; İnanmak başarmakmış.

