04-12-2008, 09:13 PM
04-13-2008, 11:30 AM
tamam meltem
07-12-2008, 06:45 PM
ısı yalıtımıGeleneksel yığma yapım sistemlerinin yerini, karkas yapıların alması ile düşey taşıyıcı elemanların kesitinin azalması sonucu işlevine uygun konfor koşullarının sağlanması için yapı elemanlarında ısı yalıtımı yapılması gerekmiştir. Binalarda kullanılan enerjinin, toplam enerji tüketimindeki payının büyüklüğü ve bunun önemli bir kısmının da ısıtmada kullanılması, ısı yalıtımının önemini açıkça göstermektedir. Doğadaki sınırlı kaynaklardan, çok yüksek maliyetle elde edilen enerjinin bilinçli kullanılması, ekonomi ve çevre kirliliği bakımından gelecek için önemli bir sorumluluktur.... [
1. Hava Kirliliğinin Tanımı :
Hava kirliliği teknoloji ile birlikte gelen modern hayatın (tüketim toplumları) yan ürünlerinden biridir. Sanayi tesisleri, motorlu araçlar, elektrik ve ısı enerjisi üretimi, yoğun şehir yerleşimleri başlıca hava kirliliği etkenleridir. Hava kirliliğinin en önemli kaynaklarından biri yanmadır. Teorik olarak yanma gerçekleştiğinde yakıt içindeki hidrojen ve karbon havanın oksijeni ile birleşerek ısı, ışık, karbondioksit (CO2) ve su buharı açığa çıkar. Bununla beraber yakıttaki safsızlıklar, uygun olmayan hava/yakıt oranı veya çok yüksek ya da çok düşük yanma sıcaklıkları karbonmonoksit (CO), kükürt oksitleri, azot oksitleri, uçucu kül ve yanmayan hidrokarbonlar gibi hava kirletici maddelerin açığa çıkmasına sebep olabilir. Kükürt oksit benzeri maddeler akut zararlı etkiler meydana getirirken hidrokarbon bileşiklerinin kanserojen etkileri de tespit edilmiştir. Hava kirliliğinin çeşitli tanımlarından biri ve en çok benimseneni, "atmosferde bulunan kirleticilerin insan sağlığı, bitki, yapı ve malzemelerde zararlı etkiler meydana getirecek miktar (konsantrasyon) ve sürede temasta bulunması" şeklindeki tanımdır.
2. Hava Kirliliği Mevzuatı :
Ülkemizde çevre sorunları ilk olarak 1982 Anayasası ile ele alınıp toplumun güncel sorunları olarak tanımlanmış ve buna bağlı olarak 9 Ağustos 1983 yılında 2872 sayılı Çevre Kanunun yürürlüğe girmesi ile yasal tanımlar yapılmış bulunmaktadır. Söz konusu Çevre Kanunu bir çerçeve kanun niteliğindedir. 6 Bölüm ve 34 maddeden oluşan kanun çeşitli alanlardaki uygulamaları yönetmeliklere bırakmıştır. Bu yönetmeliklerden birisi olan "Hava Kalitesinin Korunması Yönetmeliği" 2 Kasım 1986 tarihinde resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Yönetmelik hava kirliliği sorununun çözümüne emisyon denetimi ile yaklaşmaktadır. Böylece her tesisin kendi üretim türü ve büyüklüğü ile ilişkili olarak kirletici özelliklerini beyan etmesi esastır. İdare ise bu bilgileri arşivleyip zaman içerisinde bunların doğruluk derecesini ve değişimlerini izlemek durumundadır. Türkiye'deki hava kalitesi sınır değerleri "Hava Kalitesinin Korunması Yönetmeliği" nde verilmiştir. Bu standartlarda belirtilen iki tanımı :
a) UVS (Uzun Vadeli Sınır Değeri): Aşılmaması gereken ve yıllık tüm ölçüm sonuçlarının aritmetik ortalaması olan değerlerdir.
b) KSV (Kısa Vadeli Sınır Değeri): Maksimum günlük ortalama değerler veya istatistiksel olarak tüm ölçüm sonuçları sayısal değerlerinin büyüklüğüne göre dizildiğinde, ölçüm sonuçlarının % 95'ini aşmaması gereken değerlerdir.
3. İstanbul'un Günümüze Kadar Hava Kirliliği Durumu :
İstanbul, yaklaşık 5712 km2 yüzölçümüne sahip ve 1990 DİE sayımına göre 7 milyon nüfuslu (1994 yılı itibarıyle yaklaşık 12 milyon) bir şehir olup, arazisi genelde birçok vadi ile birbirinden ayrılmış tepelerden oluşmaktadır. Bugün son derece büyük bir sahaya yayılmış olan şehrin nüfus yoğunluğunun en fazla olduğu ilçeler, sırasıyla, Fatih, Bayrampaşa, Beyoğlu, Kadıköy, Beşiktaş, Kağıthane, Eminönü, Zeytinburnu, Üsküdar ve Bakırköy olup, bu ilçelerdeki yoğunluk 10.000 kişi/km2'nin üzerindedir. Nüfus yoğunluğu bakımından en yüksek değerlere sahip Fatih, Beyoğlu, Bayrampaşa, Eyüp, Kağıthane ve Gaziosmanpaşa’yı içine alan bölgede 1980’de km2’ye 20.000 kişi düşerken bu rakam 1990’da 40.000’i aşmıştır. Hemen hemen plansız denilebilecek kentleşme yeşil alanları daraltmış, inşaa edilen yüksek binalar hava sirkülasyonunu etkiler hale gelmiştir. Özellikle deniz kıyılarına yakın bölgelerde yapılan yüksek katlı binalar, kirleticileri dağıtabilecek deniz meltemlerini engellemiştir.
İstanbul'da hava kirliliğinin en önemli kaynaklarını, ev ve apartmanlarda kış aylarında ısınma maksadıyla kullanılan yakıtların yakılmasından ileri gelen ve alan kaynak olarak sınıflandırılan kaynaklar teşkil etmektedir. Bunların yanında, hareketli kaynaklar olarak sınıflandırılan motorlu taşıtlar ve nokta kaynaklar kategorisine giren endüstriyel kaynaklar da bölgesel olarak hava kirlenmesine yol açmaktadır. Isıtma ve endüstriyel kaynaklardaki emisyonları sabit kaynaklarda yakıt yanması olarak belirlemek mümkündür. 1960-1990 yılları arasında tüketim miktarları açısından yaygın şekilde kullanılan yakıtlar çeşitli dönemlerde değişik görüntüler arz etmiş, 1960-1980 yılları arasında fuel-oil, 1980'den sonra ise linyit kömürü ısınma maksadıyla tüketilen yakıtlar arasında öncelik göstermiştir. Gelecek yıllarda da doğalgazın önemli ölçüde kullanılması beklenmektedir. Bu yakıtların yakılması neticesinde atmosfere verilen belli başlı kirleticiler arasında, partiküler madde (PM), kükürtdioksit (SO2), azot oksitler (NOX), karbonmonoksit (CO), hidrokarbonlar (HC) bulunmaktadır. Bunlardan son üçünün önemli bir kaynağını motorlu taşıtlar (otomotiv kaynaklı emisyonlar) teşkil etmektedir. İstanbul'da sabit kaynaklar ve taşıtlardan meydana gelen kirletici miktarları, emisyon faktörleri kullanılarak hesaplandığında bu emisyonların izafi (relatif) dağılımları bulunabilir. 1990 yılı için bu faktörlar kullanılarak tahmin edilen kirletici emisyonlarının dağılımı Tablo da gösterilmiştir (Borat ve diğerleri, 1990).
Tablodan görüldüğü gibi, İstanbul'da hava kirlenmesine büyük ölçüde sabit kaynaklarda (evler, endüstri tesisleri) ısınma ve enerji temini maksadıyla kullanılan yakıtlar sebep olmaktadır. Taşıtların hava kirliliğindeki payı ise %10 mertebesindedir. Ancak bu dağılım genellikle kış ayları için geçerlidir. Bilhassa yaz aylarında, sabit kaynaklarda yanma asgari seviyede olduğu için, motorlu taşıtların katkısı daha fazla olabilmektedir.
Tablo . İstanbul'da 1990 yılındaki kirletici emisyonlarının dağılımı.
(hazırlanmaktadır)
İstanbul'da hava kirliliği İl Sağlık Müdürlüğü Hıfzıssıhha Enstitüsü tarafından çeşitli ölçüm istasyonlarında ölçülen günlük (24 saatlik) ve aylık ortalama kükürtdioksit (SO2) ve partiküler madde (PM) konsantrasyonları verileriyle değerlendirilmektedir. 1996 yılından itibaren Büyükşehir Belediyesi tarafından da anlık ve sürekli kirlilik ölçümleri yapılıp değerlendirilmektedir. Ocak 1985’te aylık ortalaması 150 µg/m3 olan SO2 konsantrasyonu, Ocak 1990’da 510 µg/m3 aylık ortalama değere ulaşmıştır. İstanbul’da meydana gelen günlük bazda hava kirliliğinin boyutları, çok çarpıcı bir şekilde 18 Ocak 1993’te son 24 saatte ölçülen SO2 miktarı, Fatih'te 4000 µg/m3‘e ve Şişli'de ise 2600 µg/m3'e ulaşmış ve tüm şehir genelinde sınır değerlerinin çok üzerinde ölçümler tespit edilmiştir. Hava kirliliğinin en yoğun olduğu iki bölgeden bir olan Göztepe bölgesi, doğal topografik yapısı yanında insan müdahalesi ile oluşmuş çarpık yapılaşma ile büyük oranda değişerek hem yakıtlardan gelen kirletici miktarını arttırmış, hem de bunların dağılmasını engellemiştir. Denizden esebilecek ve kirleticileri dağıtabilecek deniz meltemlerinin esmesine, çarpık ve plansız yapılaşma, maalesef bir bariyer işlevi görmektedir. Ataköy 9. ve 10. kısım, Kozyatağı ve Üst Göztepe’deki yüksek katlı binalar buna birer örnektir. Fuel-oil ile kömürün ısınmadaki payları 1980-81 döneminde hemen hemen eşit iken bu oran 1993-94’de kömür lehine gelişmiş ve fuel-oil kullanımı 1993-94’de sadece kömür tüketiminin yaklaşık %20’sine tekabül etmiştir. 1980’den 1994’e kadar fuel-oil tüketimi hemen hemen sabit kalmış, fakat kömür tüketimi yaklaşık 9 katına çıkmıştır.
İstanbul'da mevcut durum itibarıyla kirlilik haritaları incelendiğinde ısınma sezonlarında kirlilik sınırını aşan yerleşim yerleri üç bölge oluşturmaktadır:
1. Haliç Vadisi (Eminönü, Fatih, Bayrampaşa, Gaziosmanpaşa, Eyüp, Kağıthane, Okmeydanı, Kasımpaşa ve Beyoğlu’nu içine alan bölge),
2. ÜstGöztepe, Kozyatağı, Örnek Mahallesi, Bulgurlu, Acıbadem, Hasanpaşa ve Fikirtepe’yi içeren bölge, Şişli’nin Büyükdere caddesini içine alan bölge,
3. Beşiktaş ile Şişli arasındaki bölge (Fulya Mahallesi) olarak görülmektedir.
Gelecekte Kirlilik Potansiyeli Olan Bölgeler
Hava kirliliğine maruz kalabilecek bölgelerden biri yeni sanayi bölgesi ve toplu konut alanları olarak planlanan Mahmutbey, İkitelli, Halkalı, Yenibosna ve Havaalanına uzanan vadidir. Bu bölgede kesinlikle yeşil alan artırılarak kirlilik kaynakları kontrol altına alınmalıdır. Bu bölgenin vadi özelliği, ileride meydana gelebilecek yoğun hava kirliliğine maruz kalacağının sinyallerini vermektedir. Avrupa yakasında birinci derecede kirlilik potansiyeline sahip bölgelerden biri de Şirinevler, Bahçelievler, Güngören ve Bağcılar’ı içine alan bölgedir. Bu alanlar, Ataköy 9. ve 10. kısımlarındaki yapılaşmanın hem denizden gelebilecek meltem rüzgarlarını hem de siklonik aktiviteden doğabilecek gradyan rüzgarlarını engellemesinden dolayı daha fazla kirlenmeye maruz kalmıştır. Anadolu yakasında ise E-5 karayolu etrafında 1980’den sonra hızla oluşan yeni yerleşim alanları da (ki bu bölgelerde kirlilik ölçümleri yapılmamaktadır) hem kış aylarında evsel ısınma maksadıyla kullanılan yakıtlardan ve sanayiden gelen, hem de motorlu taşıtlardan çıkan egzos kirliliği açısından büyük potansiyele sahiptirler. Bu kesimde hava kirliliği açısından en kritik bölge, kirlilik haritalarında da görüldüğü gibi, bilhassa Kasım - Mart dönemini içeren kış sezonunda hava kirliliginin maksimum seviyeye ulaştığı Üst Göztepe - Hasanpaşa arasında bulunan vadidir. Özetle hızla yerleşim alanı haline gelen ve kirlenmeye maruz kalabilecek bölgeler de sırasıyla aşağıda verilmiştir: 1. Anadolu yakasında E-5 karayolunun kuzeyinde oluşan yeni yerleşim alanları; Küçükbakkalköy, Türkiş Blokları, Esenkent, Cevizli, Yakacık ve Kaynarca. 2. Ümraniye, Dudullu, Sultanbeyli’yi içeren bölge. 3. Bahçelievler, Kocasinan, Şirinevler, Güngören, Bağcılar, 4. Mahmutbey, İkitelli, Yenibosna, Cennet Mahallesi ve Halkalı toplu konutlarını içeren bölge.
Öneriler
Hava kirliliği sorunun çözümü ancak iki aşamada ele alınabilir:
• Tanım
• Kontrol.
Tanımı, kirlenmede etkili olan bütün faktörlerin belirlenmesini ve bunların kirlenme ile ilgili özelliklerinin ortaya konmasını kapsamaktadır. Bu çerçevede sırasıyla;
• Bölgenin meteorolojik ve topografik özellikleri belirlenir,
• Bölgedeki kirleticilerin kaynakları saptanır. Kirleticilerin emisyon envanterleri hazırlanır. Bu emisyon envanterleri o bölgenin kirliliği hakkında alınabilecek kararların belirlenmesine katkıda bulunur.
Yukarıda elde edilen bulgular, İstanbul’un havasının bilhassa son 10 yılda artan bir hızla kirlenmekte olduğunu göstermektedir. SO2 ve PM kirliliğinin büyük bir yüzdesi kalitesiz kömür ve yüksek kükürtlü fuel-oilden kaynaklanmaktadır. Bu iki tip yakıtın ısınma sezonundaki kükürt dioksit ve partiküler madde nitelikli hava kirliliğindeki toplam payları yaklaşık %98’dir. Artan nüfusla birlikte yerleşim birimine olan talebin artması, hava kirliliğinin bu boyutlara ulaşmasında etkili olmuştur. Kirliliğin mertebesini, plansız yapılaşma sonucu insan müdahalesiyle değişen topografya ve bunun beraberindeki meteorolojik faktörler de arttırmıştır. Özellikle fosil türü yakıtlarda kükürt oksit ve partikül emisyonlarının kontrolu, kirliliği önemli ölçüde azaltacaktır. Bu kirleticilerin emisyonu doğalgaz için ihmal edilebilecek kadar düşük seviyededir. Bu bakımdan, doğalgaz kullanımının yaygınlaştırılması, bilhassa kış aylarında kükürtdioksit ve partikülden kaynaklanan ve insan sağlığını tehdit eden hava kirliliğinin kontrol altına alınmasını sağlayacaktır. Buna en iyi örnek olarak, Ankara’da 1990 yılından itibaren doğalgazın kullanımının yaygınlaştırılması sonucunda hava kirliliğinin önemli ölçüde azalması gösterilebilir (Elagöz ve diğerleri, 1994). Meteorolojik faktörlerin kontrolü mümkün olmadığından insan faktörünün etkili olduğu önlemlerin alınması şarttır. Şimdiye kadar elde edilen bulgulara ve yapılan analizlere göre fosil yakıtların kullanımı sebebiyle ortaya çıkan hava kirliliğinin kontrolü ve Hava Kalitesi Standartları'nın altına indirilmesi için alınması gerekli kısa ve uzun vadeli tedbirler aşağıda sıralanmıştır.
Kısa Vadeli Tedbirler
Yakıt Kalitesinin İyileştirilmesi: Genel olarak bakıldığında kullanılan yakıt miktarının azaltılması gerekli olan ihtiyacın altına düşürülemez. Mesela ısınma maksatlı yakıt tüketimi miktarında kısıtlamaya gidilemez. Ancak yüksek kalorifik değerli yakıt (genelde kömür bahis konusudur) kullanılması ile ihtiyaç duyulan ısı miktarı daha az miktardaki yakıttan elde edilebilir. Kirlilik haritalarından da görüldüğü gibi, İstanbul’da SO2'den kaynaklanan hava kirliliği, kış aylarını kapsayan Kasım - Mart döneminde ısınma maksadıyla kullanılan kükürt yüzdesi yüksek ve kalorifik değeri düşük kömür ve kükürt yüzdesi yüksek fuel-oil (5 ve 6 nolu fuel-oil) kullanımından kaynaklanmaktadır. Daha önce yapılan modelleme çalışmaları, İstanbul’da hava kalitesinin SO2 ve PM açısından standartlarda öngörülen seviyeye getirilebilmesi için, yerleşim bölgeleri ve sanayi tesislerinde düşük kükürtlü yakıtların (kükürt içeriği %1’in altında olan kömür ve fuel-oil) ve partiküler madde emisyonu düşük olan kaliteli kömürlerin kullanılması gerektiği belirlenmiştir (Ertürk, 1986).
Alternatif Yakıt Kullanımı: Bu noktada bir başka önlem alternatif yakıt kullanmaktır. İstanbul için mevcut en uygun alternatif yakıt ise doğalgazdır. Doğalgazda SO2 ve PM emisyonlarının ihmal edilebilecek kadar düşük olması dolayısıyla, öncelikle İstanbul'da mevcut şebekenin yerel yönetimin muhtelif tedbir ve teşvikleri ile tam kapasite ile kullanımının sağlanması, yakıt kullanımından ortaya çıkan ve SO2 ve PM’den ileri gelen hava kirliliğini önemli oranda azaltabilecektir (Ankara örneği). Doğalgazın ulaşamadığı bölgelerde ise kalorifik değeri yüksek, partiküler madde emisyonu ve kükürt içeriği düşük kömür ve 4 nolu fuel-oil kullanımına öncelik verilmelidir. Kirleticilerin çıkış kaynakları yeterince kontrol edilse dahi, kirletici emisyonları yine de daha ileri aşamada kontrol edilebilir. Bu da, en büyük kirletici kaynağı olan yakıtların yanmasının kontrolü ile mümkündür. Optimum yanma şartları sağlandığı takdirde kirletici emisyonları da mümkün olabilecek asgari seviyede kalacaktır. Bu noktada merkezi ısıtma sistemli binalarda kalorifer ateşçilerinin eğitimi, bireysel sobalı ısınmada halkın en uygun soba yakılması konusunda pratik bilgilendirilmesi gibi tedbirlerin yanısıra motorlu taşıtlarda egzos emisyonlarının denetiminin yapılması, katalitik konvertör kullanımı ve üretim aşamasında araçlara takılmasının sağlanması ve kurşunsuz benzin kullanımının teşvik edilmesi gibi tedbirler alımalıdır.
5.2.2. Uzun Vadeli Tedbirler
Yakıt yakılıp ısı üretildikten sonra üretilen ısının muhafaza edilememesinden dolayı da yakıt sarfiyatı artmaktadır. Bu noktada binalarda ısı yalıtımının sağlanması şarttır ve hatta ısı yalıtımının standartlara bağlanması ve yeni yapılan binalarda zorunlu hale getirilmesi elzemdir. Bunun dışında toplu taşımacılığın teşvik edilmesi ile motorlu vasıtalarda kullanılan toplam akaryakıt sarfiyatının azaltılması ve beraberinde trafikten kaynaklanan kirletici emisyonlarının azaltılması da önemli ölçüde sağlanabilecektir. Yine bu noktada Metro gibi hava kirliliği problemi olmayan toplu taşımacılık sistemlerine geçilmesi de en önemli tedbirler arasındadır.
Düzenli Yapılaşma ve İmar Planlaması: Yakıt kalitesinin iyileştirilmesi, en verimli şartlarda yanmasını sağlandıktan sonra dahi asgari miktarda kirletici emisyonu oluşacak ve atmosfere bırakılacaktır. Bu noktada kirleticilerin atmosferde yayılma ve dağılmalarını sağlayacak çeşitli küçük veya bölgesel ölçekli rüzgar hareketlerinin engellenmemesi gerekmektedir. Bunun için şehir içinde bina yıkımı ve inşaası kontrol edilerek hava sirkülasyonunu etkileyecek yüksek binaların yapımına kesinlikle izin verilmemelidir. Buna örnek olarak; Şişli Bölgesi’nde, Büyükdere caddesi üzerine yapılması düşünülen gökdelenlerin inşaası engellenmelidir. Aksi takdirde bu durum, hem egzoslardan hem de evsel yakıttan çıkan kirleticilerin çok yoğun olduğu bir bölge olan Şişli İlçesi’nin daha da kirlenmesine neden olacaktır. Ayrıca şehir planlamacıları ile beraber atmosfer bilimcilerin birlikte çalışarak yeni yerleşim merkezleri (özellikle büyük siteler, kooperatifler, Emlak Bankası toplu konut projeleri gibi uydu kentler vs.) oluşturulurken bina ve diğer yapıların yerleşiminde ve boyutlandırılmasında doğal hava sirkülasyonlarını engellemeyecek şekilde yerleşim planları ve tasarımları yapılmalıdır. Mesela sokak ve caddelerin kuvvetli hava akımlarına paralel oluşturulması, binaların hakim rüzgar yönüne dik cephelerinin mümkün olduğunca dar tutulması, yüksek yapıların hakim rüzgarın geliş yönünden uzakta yerleştirilmesi (rüzgarı ilk karşılayan binaların daha alçak olması) vs.gibi noktalar bu tür tasarım ve yerleştirme örneklerindendir. Her ne kadar bu tür büyük toplu konut inşaat projelerinde yeşil alanlar oluşturulması zorunluluğu varsa da hava kirliliği açısından değerlendirilmemektedirler. Bu noktada kanuni düzenlemelerin yapılması ve beraberinde denetlemenin şart olduğu aşikardır. Bundan önce, yerel yönetimlerin hazırladıkları ve ileride hazırlayıp uygulamaya koyacakları yeni imar planları ve yerleşime açılacak yeni alanlar da yine bu noktadan da ele alınarak hazırlanması veya tadil edilmesi gerekmektedir. Hava kirliliği probleminin kökünden çözümü yeni şehircilik anlayışının bir parçası olmalıdır. Kaynak ve emisyon kontrolü konusundaki tedbirler ileride herhangi bir şekilde uygulanamaz hale gelmesi veya kontrolünün mümkün olamaması durumunda dahi,en azından burada belirtilen atmosferin kirleticileri dağıtma ve uzaklaştırma kapasitesinin önüne geçilmemesi gereklidir. Sadece bu tedbir de bazı topografik yapılarda yeterli çözüm olabilmektedir.
Alternatif Enerji Kaynaklarının Araştırılması: Yukarıda bahsedildiği gibi toplu taşımacılığın yaygınlaştırılması ve hava kirliliği problemi olmayan elektrikli metro kullanımı bu başlık altında kısa vadede görülebilecek bir tedbirdir. Kaldı ki trafiğin hava kirliliğine katkısı sabit kaynakların katkısı yanında ihmal edilebilecek seviyededir. Uzun vadede ise fosil yakıtların yerini alabilecek temiz enerji kaynakları arasında güneş enerjisi, hidrojen enerjisi, rüzgar enerjisi gibi enerji kaynaklarının ülkemiz için uygulanabilirlik çalışmalarının yapılması zorunludur. Bu enerji kaynakları ile ilgili uygulanabilirlik çalışmaları gelişmiş ülkelerde yapılmış ve plot sistemleri çalışmakta olmasına rağmen fosil yakıtlardan hala gelir elde etmekte olan çok uluslu çıkar çevrelerinin engellemeleri dolayısıyla dünyada yaygın olarak kullanılamamaktadır (Bockris et al., 1991). Ayrıca nükleer enerji de fosil yakıtlara başka bir alternatif olarak gelişmiş ülkelerde halihazırda kullanılan bir enerji kaynağıdır. Bu çalışmalar sadece hava kirliliği problemini ortadan kaldırmak için değil çok daha önemli olan tükenmekte olan fosil yakıt kaynaklarının yerine düşünülen altarnatifler oldukları için ülkemiz için yapılması zorunlu çalışmalardır.
1. Hava Kirliliğinin Tanımı :
Hava kirliliği teknoloji ile birlikte gelen modern hayatın (tüketim toplumları) yan ürünlerinden biridir. Sanayi tesisleri, motorlu araçlar, elektrik ve ısı enerjisi üretimi, yoğun şehir yerleşimleri başlıca hava kirliliği etkenleridir. Hava kirliliğinin en önemli kaynaklarından biri yanmadır. Teorik olarak yanma gerçekleştiğinde yakıt içindeki hidrojen ve karbon havanın oksijeni ile birleşerek ısı, ışık, karbondioksit (CO2) ve su buharı açığa çıkar. Bununla beraber yakıttaki safsızlıklar, uygun olmayan hava/yakıt oranı veya çok yüksek ya da çok düşük yanma sıcaklıkları karbonmonoksit (CO), kükürt oksitleri, azot oksitleri, uçucu kül ve yanmayan hidrokarbonlar gibi hava kirletici maddelerin açığa çıkmasına sebep olabilir. Kükürt oksit benzeri maddeler akut zararlı etkiler meydana getirirken hidrokarbon bileşiklerinin kanserojen etkileri de tespit edilmiştir. Hava kirliliğinin çeşitli tanımlarından biri ve en çok benimseneni, "atmosferde bulunan kirleticilerin insan sağlığı, bitki, yapı ve malzemelerde zararlı etkiler meydana getirecek miktar (konsantrasyon) ve sürede temasta bulunması" şeklindeki tanımdır.
2. Hava Kirliliği Mevzuatı :
Ülkemizde çevre sorunları ilk olarak 1982 Anayasası ile ele alınıp toplumun güncel sorunları olarak tanımlanmış ve buna bağlı olarak 9 Ağustos 1983 yılında 2872 sayılı Çevre Kanunun yürürlüğe girmesi ile yasal tanımlar yapılmış bulunmaktadır. Söz konusu Çevre Kanunu bir çerçeve kanun niteliğindedir. 6 Bölüm ve 34 maddeden oluşan kanun çeşitli alanlardaki uygulamaları yönetmeliklere bırakmıştır. Bu yönetmeliklerden birisi olan "Hava Kalitesinin Korunması Yönetmeliği" 2 Kasım 1986 tarihinde resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Yönetmelik hava kirliliği sorununun çözümüne emisyon denetimi ile yaklaşmaktadır. Böylece her tesisin kendi üretim türü ve büyüklüğü ile ilişkili olarak kirletici özelliklerini beyan etmesi esastır. İdare ise bu bilgileri arşivleyip zaman içerisinde bunların doğruluk derecesini ve değişimlerini izlemek durumundadır. Türkiye'deki hava kalitesi sınır değerleri "Hava Kalitesinin Korunması Yönetmeliği" nde verilmiştir. Bu standartlarda belirtilen iki tanımı :
a) UVS (Uzun Vadeli Sınır Değeri): Aşılmaması gereken ve yıllık tüm ölçüm sonuçlarının aritmetik ortalaması olan değerlerdir.
b) KSV (Kısa Vadeli Sınır Değeri): Maksimum günlük ortalama değerler veya istatistiksel olarak tüm ölçüm sonuçları sayısal değerlerinin büyüklüğüne göre dizildiğinde, ölçüm sonuçlarının % 95'ini aşmaması gereken değerlerdir.
3. İstanbul'un Günümüze Kadar Hava Kirliliği Durumu :
İstanbul, yaklaşık 5712 km2 yüzölçümüne sahip ve 1990 DİE sayımına göre 7 milyon nüfuslu (1994 yılı itibarıyle yaklaşık 12 milyon) bir şehir olup, arazisi genelde birçok vadi ile birbirinden ayrılmış tepelerden oluşmaktadır. Bugün son derece büyük bir sahaya yayılmış olan şehrin nüfus yoğunluğunun en fazla olduğu ilçeler, sırasıyla, Fatih, Bayrampaşa, Beyoğlu, Kadıköy, Beşiktaş, Kağıthane, Eminönü, Zeytinburnu, Üsküdar ve Bakırköy olup, bu ilçelerdeki yoğunluk 10.000 kişi/km2'nin üzerindedir. Nüfus yoğunluğu bakımından en yüksek değerlere sahip Fatih, Beyoğlu, Bayrampaşa, Eyüp, Kağıthane ve Gaziosmanpaşa’yı içine alan bölgede 1980’de km2’ye 20.000 kişi düşerken bu rakam 1990’da 40.000’i aşmıştır. Hemen hemen plansız denilebilecek kentleşme yeşil alanları daraltmış, inşaa edilen yüksek binalar hava sirkülasyonunu etkiler hale gelmiştir. Özellikle deniz kıyılarına yakın bölgelerde yapılan yüksek katlı binalar, kirleticileri dağıtabilecek deniz meltemlerini engellemiştir.
İstanbul'da hava kirliliğinin en önemli kaynaklarını, ev ve apartmanlarda kış aylarında ısınma maksadıyla kullanılan yakıtların yakılmasından ileri gelen ve alan kaynak olarak sınıflandırılan kaynaklar teşkil etmektedir. Bunların yanında, hareketli kaynaklar olarak sınıflandırılan motorlu taşıtlar ve nokta kaynaklar kategorisine giren endüstriyel kaynaklar da bölgesel olarak hava kirlenmesine yol açmaktadır. Isıtma ve endüstriyel kaynaklardaki emisyonları sabit kaynaklarda yakıt yanması olarak belirlemek mümkündür. 1960-1990 yılları arasında tüketim miktarları açısından yaygın şekilde kullanılan yakıtlar çeşitli dönemlerde değişik görüntüler arz etmiş, 1960-1980 yılları arasında fuel-oil, 1980'den sonra ise linyit kömürü ısınma maksadıyla tüketilen yakıtlar arasında öncelik göstermiştir. Gelecek yıllarda da doğalgazın önemli ölçüde kullanılması beklenmektedir. Bu yakıtların yakılması neticesinde atmosfere verilen belli başlı kirleticiler arasında, partiküler madde (PM), kükürtdioksit (SO2), azot oksitler (NOX), karbonmonoksit (CO), hidrokarbonlar (HC) bulunmaktadır. Bunlardan son üçünün önemli bir kaynağını motorlu taşıtlar (otomotiv kaynaklı emisyonlar) teşkil etmektedir. İstanbul'da sabit kaynaklar ve taşıtlardan meydana gelen kirletici miktarları, emisyon faktörleri kullanılarak hesaplandığında bu emisyonların izafi (relatif) dağılımları bulunabilir. 1990 yılı için bu faktörlar kullanılarak tahmin edilen kirletici emisyonlarının dağılımı Tablo da gösterilmiştir (Borat ve diğerleri, 1990).
Tablodan görüldüğü gibi, İstanbul'da hava kirlenmesine büyük ölçüde sabit kaynaklarda (evler, endüstri tesisleri) ısınma ve enerji temini maksadıyla kullanılan yakıtlar sebep olmaktadır. Taşıtların hava kirliliğindeki payı ise %10 mertebesindedir. Ancak bu dağılım genellikle kış ayları için geçerlidir. Bilhassa yaz aylarında, sabit kaynaklarda yanma asgari seviyede olduğu için, motorlu taşıtların katkısı daha fazla olabilmektedir.
Tablo . İstanbul'da 1990 yılındaki kirletici emisyonlarının dağılımı.
(hazırlanmaktadır)
İstanbul'da hava kirliliği İl Sağlık Müdürlüğü Hıfzıssıhha Enstitüsü tarafından çeşitli ölçüm istasyonlarında ölçülen günlük (24 saatlik) ve aylık ortalama kükürtdioksit (SO2) ve partiküler madde (PM) konsantrasyonları verileriyle değerlendirilmektedir. 1996 yılından itibaren Büyükşehir Belediyesi tarafından da anlık ve sürekli kirlilik ölçümleri yapılıp değerlendirilmektedir. Ocak 1985’te aylık ortalaması 150 µg/m3 olan SO2 konsantrasyonu, Ocak 1990’da 510 µg/m3 aylık ortalama değere ulaşmıştır. İstanbul’da meydana gelen günlük bazda hava kirliliğinin boyutları, çok çarpıcı bir şekilde 18 Ocak 1993’te son 24 saatte ölçülen SO2 miktarı, Fatih'te 4000 µg/m3‘e ve Şişli'de ise 2600 µg/m3'e ulaşmış ve tüm şehir genelinde sınır değerlerinin çok üzerinde ölçümler tespit edilmiştir. Hava kirliliğinin en yoğun olduğu iki bölgeden bir olan Göztepe bölgesi, doğal topografik yapısı yanında insan müdahalesi ile oluşmuş çarpık yapılaşma ile büyük oranda değişerek hem yakıtlardan gelen kirletici miktarını arttırmış, hem de bunların dağılmasını engellemiştir. Denizden esebilecek ve kirleticileri dağıtabilecek deniz meltemlerinin esmesine, çarpık ve plansız yapılaşma, maalesef bir bariyer işlevi görmektedir. Ataköy 9. ve 10. kısım, Kozyatağı ve Üst Göztepe’deki yüksek katlı binalar buna birer örnektir. Fuel-oil ile kömürün ısınmadaki payları 1980-81 döneminde hemen hemen eşit iken bu oran 1993-94’de kömür lehine gelişmiş ve fuel-oil kullanımı 1993-94’de sadece kömür tüketiminin yaklaşık %20’sine tekabül etmiştir. 1980’den 1994’e kadar fuel-oil tüketimi hemen hemen sabit kalmış, fakat kömür tüketimi yaklaşık 9 katına çıkmıştır.
İstanbul'da mevcut durum itibarıyla kirlilik haritaları incelendiğinde ısınma sezonlarında kirlilik sınırını aşan yerleşim yerleri üç bölge oluşturmaktadır:
1. Haliç Vadisi (Eminönü, Fatih, Bayrampaşa, Gaziosmanpaşa, Eyüp, Kağıthane, Okmeydanı, Kasımpaşa ve Beyoğlu’nu içine alan bölge),
2. ÜstGöztepe, Kozyatağı, Örnek Mahallesi, Bulgurlu, Acıbadem, Hasanpaşa ve Fikirtepe’yi içeren bölge, Şişli’nin Büyükdere caddesini içine alan bölge,
3. Beşiktaş ile Şişli arasındaki bölge (Fulya Mahallesi) olarak görülmektedir.
Gelecekte Kirlilik Potansiyeli Olan Bölgeler
Hava kirliliğine maruz kalabilecek bölgelerden biri yeni sanayi bölgesi ve toplu konut alanları olarak planlanan Mahmutbey, İkitelli, Halkalı, Yenibosna ve Havaalanına uzanan vadidir. Bu bölgede kesinlikle yeşil alan artırılarak kirlilik kaynakları kontrol altına alınmalıdır. Bu bölgenin vadi özelliği, ileride meydana gelebilecek yoğun hava kirliliğine maruz kalacağının sinyallerini vermektedir. Avrupa yakasında birinci derecede kirlilik potansiyeline sahip bölgelerden biri de Şirinevler, Bahçelievler, Güngören ve Bağcılar’ı içine alan bölgedir. Bu alanlar, Ataköy 9. ve 10. kısımlarındaki yapılaşmanın hem denizden gelebilecek meltem rüzgarlarını hem de siklonik aktiviteden doğabilecek gradyan rüzgarlarını engellemesinden dolayı daha fazla kirlenmeye maruz kalmıştır. Anadolu yakasında ise E-5 karayolu etrafında 1980’den sonra hızla oluşan yeni yerleşim alanları da (ki bu bölgelerde kirlilik ölçümleri yapılmamaktadır) hem kış aylarında evsel ısınma maksadıyla kullanılan yakıtlardan ve sanayiden gelen, hem de motorlu taşıtlardan çıkan egzos kirliliği açısından büyük potansiyele sahiptirler. Bu kesimde hava kirliliği açısından en kritik bölge, kirlilik haritalarında da görüldüğü gibi, bilhassa Kasım - Mart dönemini içeren kış sezonunda hava kirliliginin maksimum seviyeye ulaştığı Üst Göztepe - Hasanpaşa arasında bulunan vadidir. Özetle hızla yerleşim alanı haline gelen ve kirlenmeye maruz kalabilecek bölgeler de sırasıyla aşağıda verilmiştir: 1. Anadolu yakasında E-5 karayolunun kuzeyinde oluşan yeni yerleşim alanları; Küçükbakkalköy, Türkiş Blokları, Esenkent, Cevizli, Yakacık ve Kaynarca. 2. Ümraniye, Dudullu, Sultanbeyli’yi içeren bölge. 3. Bahçelievler, Kocasinan, Şirinevler, Güngören, Bağcılar, 4. Mahmutbey, İkitelli, Yenibosna, Cennet Mahallesi ve Halkalı toplu konutlarını içeren bölge.
Öneriler
Hava kirliliği sorunun çözümü ancak iki aşamada ele alınabilir:
• Tanım
• Kontrol.
Tanımı, kirlenmede etkili olan bütün faktörlerin belirlenmesini ve bunların kirlenme ile ilgili özelliklerinin ortaya konmasını kapsamaktadır. Bu çerçevede sırasıyla;
• Bölgenin meteorolojik ve topografik özellikleri belirlenir,
• Bölgedeki kirleticilerin kaynakları saptanır. Kirleticilerin emisyon envanterleri hazırlanır. Bu emisyon envanterleri o bölgenin kirliliği hakkında alınabilecek kararların belirlenmesine katkıda bulunur.
Yukarıda elde edilen bulgular, İstanbul’un havasının bilhassa son 10 yılda artan bir hızla kirlenmekte olduğunu göstermektedir. SO2 ve PM kirliliğinin büyük bir yüzdesi kalitesiz kömür ve yüksek kükürtlü fuel-oilden kaynaklanmaktadır. Bu iki tip yakıtın ısınma sezonundaki kükürt dioksit ve partiküler madde nitelikli hava kirliliğindeki toplam payları yaklaşık %98’dir. Artan nüfusla birlikte yerleşim birimine olan talebin artması, hava kirliliğinin bu boyutlara ulaşmasında etkili olmuştur. Kirliliğin mertebesini, plansız yapılaşma sonucu insan müdahalesiyle değişen topografya ve bunun beraberindeki meteorolojik faktörler de arttırmıştır. Özellikle fosil türü yakıtlarda kükürt oksit ve partikül emisyonlarının kontrolu, kirliliği önemli ölçüde azaltacaktır. Bu kirleticilerin emisyonu doğalgaz için ihmal edilebilecek kadar düşük seviyededir. Bu bakımdan, doğalgaz kullanımının yaygınlaştırılması, bilhassa kış aylarında kükürtdioksit ve partikülden kaynaklanan ve insan sağlığını tehdit eden hava kirliliğinin kontrol altına alınmasını sağlayacaktır. Buna en iyi örnek olarak, Ankara’da 1990 yılından itibaren doğalgazın kullanımının yaygınlaştırılması sonucunda hava kirliliğinin önemli ölçüde azalması gösterilebilir (Elagöz ve diğerleri, 1994). Meteorolojik faktörlerin kontrolü mümkün olmadığından insan faktörünün etkili olduğu önlemlerin alınması şarttır. Şimdiye kadar elde edilen bulgulara ve yapılan analizlere göre fosil yakıtların kullanımı sebebiyle ortaya çıkan hava kirliliğinin kontrolü ve Hava Kalitesi Standartları'nın altına indirilmesi için alınması gerekli kısa ve uzun vadeli tedbirler aşağıda sıralanmıştır.
Kısa Vadeli Tedbirler
Yakıt Kalitesinin İyileştirilmesi: Genel olarak bakıldığında kullanılan yakıt miktarının azaltılması gerekli olan ihtiyacın altına düşürülemez. Mesela ısınma maksatlı yakıt tüketimi miktarında kısıtlamaya gidilemez. Ancak yüksek kalorifik değerli yakıt (genelde kömür bahis konusudur) kullanılması ile ihtiyaç duyulan ısı miktarı daha az miktardaki yakıttan elde edilebilir. Kirlilik haritalarından da görüldüğü gibi, İstanbul’da SO2'den kaynaklanan hava kirliliği, kış aylarını kapsayan Kasım - Mart döneminde ısınma maksadıyla kullanılan kükürt yüzdesi yüksek ve kalorifik değeri düşük kömür ve kükürt yüzdesi yüksek fuel-oil (5 ve 6 nolu fuel-oil) kullanımından kaynaklanmaktadır. Daha önce yapılan modelleme çalışmaları, İstanbul’da hava kalitesinin SO2 ve PM açısından standartlarda öngörülen seviyeye getirilebilmesi için, yerleşim bölgeleri ve sanayi tesislerinde düşük kükürtlü yakıtların (kükürt içeriği %1’in altında olan kömür ve fuel-oil) ve partiküler madde emisyonu düşük olan kaliteli kömürlerin kullanılması gerektiği belirlenmiştir (Ertürk, 1986).
Alternatif Yakıt Kullanımı: Bu noktada bir başka önlem alternatif yakıt kullanmaktır. İstanbul için mevcut en uygun alternatif yakıt ise doğalgazdır. Doğalgazda SO2 ve PM emisyonlarının ihmal edilebilecek kadar düşük olması dolayısıyla, öncelikle İstanbul'da mevcut şebekenin yerel yönetimin muhtelif tedbir ve teşvikleri ile tam kapasite ile kullanımının sağlanması, yakıt kullanımından ortaya çıkan ve SO2 ve PM’den ileri gelen hava kirliliğini önemli oranda azaltabilecektir (Ankara örneği). Doğalgazın ulaşamadığı bölgelerde ise kalorifik değeri yüksek, partiküler madde emisyonu ve kükürt içeriği düşük kömür ve 4 nolu fuel-oil kullanımına öncelik verilmelidir. Kirleticilerin çıkış kaynakları yeterince kontrol edilse dahi, kirletici emisyonları yine de daha ileri aşamada kontrol edilebilir. Bu da, en büyük kirletici kaynağı olan yakıtların yanmasının kontrolü ile mümkündür. Optimum yanma şartları sağlandığı takdirde kirletici emisyonları da mümkün olabilecek asgari seviyede kalacaktır. Bu noktada merkezi ısıtma sistemli binalarda kalorifer ateşçilerinin eğitimi, bireysel sobalı ısınmada halkın en uygun soba yakılması konusunda pratik bilgilendirilmesi gibi tedbirlerin yanısıra motorlu taşıtlarda egzos emisyonlarının denetiminin yapılması, katalitik konvertör kullanımı ve üretim aşamasında araçlara takılmasının sağlanması ve kurşunsuz benzin kullanımının teşvik edilmesi gibi tedbirler alımalıdır.
5.2.2. Uzun Vadeli Tedbirler
Yakıt yakılıp ısı üretildikten sonra üretilen ısının muhafaza edilememesinden dolayı da yakıt sarfiyatı artmaktadır. Bu noktada binalarda ısı yalıtımının sağlanması şarttır ve hatta ısı yalıtımının standartlara bağlanması ve yeni yapılan binalarda zorunlu hale getirilmesi elzemdir. Bunun dışında toplu taşımacılığın teşvik edilmesi ile motorlu vasıtalarda kullanılan toplam akaryakıt sarfiyatının azaltılması ve beraberinde trafikten kaynaklanan kirletici emisyonlarının azaltılması da önemli ölçüde sağlanabilecektir. Yine bu noktada Metro gibi hava kirliliği problemi olmayan toplu taşımacılık sistemlerine geçilmesi de en önemli tedbirler arasındadır.
Düzenli Yapılaşma ve İmar Planlaması: Yakıt kalitesinin iyileştirilmesi, en verimli şartlarda yanmasını sağlandıktan sonra dahi asgari miktarda kirletici emisyonu oluşacak ve atmosfere bırakılacaktır. Bu noktada kirleticilerin atmosferde yayılma ve dağılmalarını sağlayacak çeşitli küçük veya bölgesel ölçekli rüzgar hareketlerinin engellenmemesi gerekmektedir. Bunun için şehir içinde bina yıkımı ve inşaası kontrol edilerek hava sirkülasyonunu etkileyecek yüksek binaların yapımına kesinlikle izin verilmemelidir. Buna örnek olarak; Şişli Bölgesi’nde, Büyükdere caddesi üzerine yapılması düşünülen gökdelenlerin inşaası engellenmelidir. Aksi takdirde bu durum, hem egzoslardan hem de evsel yakıttan çıkan kirleticilerin çok yoğun olduğu bir bölge olan Şişli İlçesi’nin daha da kirlenmesine neden olacaktır. Ayrıca şehir planlamacıları ile beraber atmosfer bilimcilerin birlikte çalışarak yeni yerleşim merkezleri (özellikle büyük siteler, kooperatifler, Emlak Bankası toplu konut projeleri gibi uydu kentler vs.) oluşturulurken bina ve diğer yapıların yerleşiminde ve boyutlandırılmasında doğal hava sirkülasyonlarını engellemeyecek şekilde yerleşim planları ve tasarımları yapılmalıdır. Mesela sokak ve caddelerin kuvvetli hava akımlarına paralel oluşturulması, binaların hakim rüzgar yönüne dik cephelerinin mümkün olduğunca dar tutulması, yüksek yapıların hakim rüzgarın geliş yönünden uzakta yerleştirilmesi (rüzgarı ilk karşılayan binaların daha alçak olması) vs.gibi noktalar bu tür tasarım ve yerleştirme örneklerindendir. Her ne kadar bu tür büyük toplu konut inşaat projelerinde yeşil alanlar oluşturulması zorunluluğu varsa da hava kirliliği açısından değerlendirilmemektedirler. Bu noktada kanuni düzenlemelerin yapılması ve beraberinde denetlemenin şart olduğu aşikardır. Bundan önce, yerel yönetimlerin hazırladıkları ve ileride hazırlayıp uygulamaya koyacakları yeni imar planları ve yerleşime açılacak yeni alanlar da yine bu noktadan da ele alınarak hazırlanması veya tadil edilmesi gerekmektedir. Hava kirliliği probleminin kökünden çözümü yeni şehircilik anlayışının bir parçası olmalıdır. Kaynak ve emisyon kontrolü konusundaki tedbirler ileride herhangi bir şekilde uygulanamaz hale gelmesi veya kontrolünün mümkün olamaması durumunda dahi,en azından burada belirtilen atmosferin kirleticileri dağıtma ve uzaklaştırma kapasitesinin önüne geçilmemesi gereklidir. Sadece bu tedbir de bazı topografik yapılarda yeterli çözüm olabilmektedir.
Alternatif Enerji Kaynaklarının Araştırılması: Yukarıda bahsedildiği gibi toplu taşımacılığın yaygınlaştırılması ve hava kirliliği problemi olmayan elektrikli metro kullanımı bu başlık altında kısa vadede görülebilecek bir tedbirdir. Kaldı ki trafiğin hava kirliliğine katkısı sabit kaynakların katkısı yanında ihmal edilebilecek seviyededir. Uzun vadede ise fosil yakıtların yerini alabilecek temiz enerji kaynakları arasında güneş enerjisi, hidrojen enerjisi, rüzgar enerjisi gibi enerji kaynaklarının ülkemiz için uygulanabilirlik çalışmalarının yapılması zorunludur. Bu enerji kaynakları ile ilgili uygulanabilirlik çalışmaları gelişmiş ülkelerde yapılmış ve plot sistemleri çalışmakta olmasına rağmen fosil yakıtlardan hala gelir elde etmekte olan çok uluslu çıkar çevrelerinin engellemeleri dolayısıyla dünyada yaygın olarak kullanılamamaktadır (Bockris et al., 1991). Ayrıca nükleer enerji de fosil yakıtlara başka bir alternatif olarak gelişmiş ülkelerde halihazırda kullanılan bir enerji kaynağıdır. Bu çalışmalar sadece hava kirliliği problemini ortadan kaldırmak için değil çok daha önemli olan tükenmekte olan fosil yakıt kaynaklarının yerine düşünülen altarnatifler oldukları için ülkemiz için yapılması zorunlu çalışmalardır.
08-05-2008, 11:35 PM
ya valla bulmaya çalıştım ama yeni haberim oldu bulamadım kusura bakma cnm
08-06-2008, 12:48 PM
kaç aldın ödevden meltem
Sayfa: 1 2