Işıklı yolda yürüyecek

"Tatlı Hayat"ın çılgın "İrfan"ı, "Ben Ruhi Bey Nasılım"ın harcanmış "otel katibi" ve "Benerci Kendini Niçin Öldürdü"nün yüreği inancına dar gelen "Nâzım"ı: Celal Kadri Kınoğlu!
Oyunculuk serüveninde, "emin" ve "sağlam" adımlarla sürdürdüğü yürüyüşün temposunu her geçen gün arttırarak yoluna devam ediyor Celal Kadri Kınoğlu. İTÜ Makine Mühendisliği ve konservatuvar eğitiminin ardından ayağının tozuyla üç yıl Diyarbakır ve yedi yıl Bursa Devlet Tiyatrolarında görev yaptıktan sonra İstanbul’a tayin olan Celal Kadri Kınoğlu için hayatın sırrı tek kelimeyle "heyecan". Sanatçı "Ne olacak bu kadar heyecanın sonu?" sorusunu nevi şahsına münhasır "mahcubiyeti" ve "muzipliğiyle" şöyle cevaplıyor: "Bilmiyorum... Ama irtifa kaybetmedim henüz."
İstanbul’daki ilk ciddi sınavınız "Caligula" ile oldu. Oyundaki başarınızdan ötürü geçen yıl layık görüldüğünüz "Yeni Kuşak Başarı Ödülü"nü alırken sarfettiğiniz cümle, o gece salonda ılık rüzgârlar estirmişti...
"Bana 15 yılımı iade ettiğiniz için teşekkür ederim," demiştim. Aslında böyle bir ödülün bir oyuncuya 20 yaşlarında verileceğini düşünmüştüm. Ödülü jest olarak kabul ettim. Sözlerimde tenkit yoktu. John Lennon’un "Öndekiler de mücevherlerini şakırdatsın" gibi bir durum değildi bu. Ayrıca ben mutluluktan uçuyordum, orada meleklerin huzurundaydım. Evet bu ödülü 36 yaşımda almıştım. Olur mu? Olur. Çünkü biz 70, 80 yaşına kadar mutlu ve mesut oynamak isteyen heyecan dolu oyuncularız.
Ayağınızın tozuyla geldiğiniz İstanbul’da "Caligula" rolüne soyunmak bir risk değil miydi?
Hayır, bayılıyorum bu heyecana. Örneğin iki hafta çalıştığımız bir oyunun provaları sürerken bana desinler ki "Çok ani bir şey oldu, yarın akşam oynaman gerekiyor". Olağanüstü koşullarda meslek olarak sevdiğim şeyi aniden yapma zorunluluğu bu.
Bu sezon şansınız şiir okumaktan açıldı. Edip Cansever ve Nâzım Hikmet şiirlerini yorumlamak ne tür bir heyecandı?
İkisi de büyük şanstı. Edip Cansever’in "Ben Ruhi Bey Nasılım"ında yönetmen Cüneyt Çalışkur’un meselesi insanların sahnede şiir okumaları değil, şiir olmalarıydı. Bunu gerçekleştirdiğimize inanıyorum.
Mehmet Ulusoy’un meselesi neydi?
Paris’ten bir deli geldi; Mehmet Ulusoy. Beş aydır bir deli ile deli gibi çalışıyoruz. Ne büyük keyif. Nâzım Hikmet’in hayatının içine ruhumu boşattığımı hissediyorum. Onun zaaflarını, insani taraflarını, komedisini, korkularını, çelişkilerini, bocaladığı ve mucizesini konuşturduğu anları bulmaya çalıştık. Ve Mehmet Ulusoy buna çok yardımcı oldu. Nâzım’ın çocuk yanlarını da ortaya çıkararak "Benerci Kendini Niçin Öldürdü"nün içinde aradık.
Peki bütün bunların arasında "Tatlı Hayat"ın İrfan’ı... Benzer yanlarınız var mı?
Canlandırdığım her karakterin bana benzer tarafları vardır. Hepsi benim içimde ortaya çıkmış, çıkmamış, geride kalmış, üzerinde pek durmadığım özelliklerimdir. Ben bir başkasını oynayamam. Oyunculuk insanın içindeki gerçek duyguları oynadığı karakterin koşullarına boşaltmasıdır. Bir başkasının hayatını yaşamaktır kendi gerçek duygularınızla. Öbür türlü "rol kesmek" olur. İrfan da Caligula da Nazım da, otel katibi de benim. İnsanın içinde yaşadığı birkaç ihtimal var ama yaşamadığı ihtimaller milyonlarca... O milyonlarca ihtimali yaşamak için tiyatro yapıyoruz.
Tiyatroda yakaladığınız başarı ve televizyon dünyasının dayanılmaz pırıltısı... Yol günün birinde ikiye ayrılırsa ne yaparsınız?
Işıklı yolda, tiyatroda devam ederim. Benim delisi olduğum, taptığım yegâne güç tiyatrodur.
Birkaç Resim :


