Yıllardır sahnede…
Sanatla geçen 50 kusür yılın ardından bir rolde oynadı milyonların Tahsin babası oldu…
Ancak Gazanfer Özcan’ın hep neşeyle gülen yüzünün arkasında enteresan bir hikayesi var…
İŞTE STAR PAZAR EKİNDE MURAT MENTEŞ’İN YAPTIĞI O RÖPORTAJ
Gazanfer Özcan canlandırdığı karakterlere benziyor mu? Başbakan Erdoğan’la Cevahir Otel’de ne konuştu? Eşi Gönül Ülkü Hanım’dan 46 yıldır toplam kaç saat ayrı kaldı? Eşinden gizli kaç yıl sigara içti? Gülse Birsel’e niçin saygı duyuyor? Bütün bunlar ve çok daha fazlası bu röportajda
Yeni oyununuz Bak Sen İşin Tuhafına’nın konusu ne?
Aile içinde lüzumsuz bir yalan nelere mal oluyor, ne gibi karışıklıklar doğuruyor, onu dile getiren bir komedi.
Ne zaman sahnelenecek?
Ekim’in ortasında.
Kuruntu Ailesi’ndeki Hüsnü Kuruntu’dan 20 yıl sonra, Avrupa Yakası’nda yine bir aile babasını, Tahsin Bey’i canlandırıyorsunuz...
Her iki aile de birbirine benziyor. Ben hep bir Türk ailesinin reisini yansıtmaya çalıştım. Kuruntu Ailesi çok beğenilmişti. Ölmeden önce keşke Kuruntu Ailesi tekrar gündeme gelse diye düşünüyorum.
Sinema filmi olarak mı?
Hayır. Sinemayı sevmem.
Neden? Hem 1960-1970’lerde birçok filmde rol aldınız.
Kazara oldu. Tiyatro ile sinema arasında bir uçurum var. Çünkü sinemada zaman mefhumu çok farklı. Tiyatroda belli bir sürede işimizi yapar ve anında seyirciden karşılığını alırız. Sinema öyle değil.
Hüsnü Kuruntu ve Tahsin Bey ile sizin aranızda gerçekten bir benzerlik var mı?
Var. Hüsnü Kuruntu, yüzde 70 oranında benim babama benziyordu. Yüzde 30 da kendimden kattım.
Babanız...
Adı Cemalettin idi. Çok titiz, hep doğruyu yapmaya çalışan, kuralcı, ince eleyip sık dokuyan biriydi. Ben öyle öyleyim.
Sıkı bir sigara tiryakisiymişsiniz.
65 sene boyunca, günde üç paket içtim. 2,5 sene de eşimden gizli içtim. Artık bıraktım. 1960’larda, sigara içmeden mektup bile yazamazdım. Seslendirme yaparken, sigara paketlerini önüme koyar, öyle çalışırdım. Sigarayı aşkla severdim. Çok da özlüyorum.
Bir İstanbul beyefendisisiniz, usta bir sanatçısınız... Silahları sevdiğiniz doğru mu?
Doğru. Silah tutkum var. Ama hiçbir zaman teşhir etmedim. Hiçbir olaya karışmadım.
POLİGONA GİDERDİM
Silah taşır mıydınız?
İlk defa 1969’da tabanca aldım, daima yanımdaydı. Kimse farkında olmazdı fakat ben biliyordum ki silahım belimde. Çocukluktan kalma bir tutku. Ailemde çok polis vardı.
Şu anda silah belinizde mi?!
Hayır. Benim yaşımda birinin silah taşıması komik olur. Ben silahı çekinceye kadar karşımdaki pat diye alır elimden.
Poligonlara gider miydiniz?
Elbette. 1960-1970 yılları arasında her fırsatta poligona giderdim.
Nişancı mısınız?
Öyle derlerdi. Bir defasında, hareketli hedeflere ateş ederken kulaklık takmamıştım ve üç saat kadar kulağım duymamıştı.
Silah koleksiyonunuz var mı?
Hayır, iki tabancam var. Biri Kırıkkale yapımı, diğeri sekiz sene önce aldığım Smith&Wesson bir tabanca.
Sigarayı ve silahları seviyorsunuz. Biraz Humphrey Bogart gibiymişsiniz.
Değildim. 1947’de polis olmak için müracaat ettim. Polis okuluna, Ankara’ya gitmem gerekiyordu, gidemedim. Demek ki içimde ukde kalmış.
Gönül Ülkü Hanım’la 1947’den beri aynı sahnedesiniz. 60 yılı aşkın bir tanışıklık. Nasıl bir his bu?
1962’ye kadar yakın arkadaştık, 1962’de hayat arkadaşı olduk. Bir beraberliği devam ettirebilmek için güven, saygı ve sevgi şart. Biz 46 yıllık evliliğimiz boyunca yalnızca bir ya da iki gün ayrı kaldık. O da zaruretten...
46 yıl her şey yolunda gitti ve siz hep iyi hissettiniz öyle mi?
2002 senesine kadar evet. Gönül Ülkü hastalandı. Üç yıl onun tedavisi için büyük harcamalar yaptık. Ben by-pass ameliyatı geçirdim. O dönemde vergimizi ödeyemedik. 30-40 bin YTL’lik vergi borcu, faizle katlanarak birkaç yıl içinde 500 bin küsur YTL oldu. 78 yaşındayım ve 500 bin YTL bu hayatta ödeyebileceğim bir meblağ değil. Geçen yıl 110 bin YTL ödedik. Bu anaparadan hiç düşmedi.
Bu durumu yetkililerle görüştünüz mü?
Başbakan Tayyip Erdoğan’la ve Abdüllatif Şener başbakan yardımcısı iken onunla da görüştüm.
Başbakan size ne dedi?
Üç sene önce Cevahir Otel’de karşılaştık. Kendisine durumu anlattım. Beni dikkatle dinledi, notlar aldı. Sonra sanırım iş yoğunluğu arasında bize çözüm üretemedi. Ya da talimat verdi de, işlemler yapılamadı. Bilemiyorum.
Konuyla ilgili başka temaslarda bulundunuz mu?
Tabii ki... Kime derdimizi açtıysak, ‘Bu tamamen yasal bir durum’ diyor. Bir vergi affı çıkmasını beklemekten başka çaremiz yok... Biz milletimize hep hürmet ettik, vergimizi de hep ödedik. Fakat insanlık hali, şimdi hastalık dolayısıyla kabaran vergi borçlarımızın faizine yetişemiyoruz.
Yanlış anlamayın, fakat 400-500 bin YTL çok büyük para sayılmaz.
Kimileri çok para kazandığımızı fakat kasten ödemediğimizi zannediyor. Hiç alakası yok. Avrupa Yakası’ndan gelen bütün parayı vergi borcuna yatırıyorum. Allah göstermesin, yayından kalksa, defterdarlığa verdiğim ödeme planına uyamam.
Ne hissediyorsunuz peki?..
Büyük üzüntü içindeyiz, mahcup oluyoruz. Bu durum bana ağır geliyor. Vaktimiz yaklaşıyor artık. Yaşımız kemale erdi. Bu gidişle, öbür tarafta rahata ereceğiz.
Aman efendim, ağzınızdan yel alsın.
Öyle, öyle. Bazen, gidenlere gıpta ettiğim oluyor. Atıf Yılmaz vefat ettiğinde 1 milyon YTL borcu olduğu ortaya çıktı. Şaşırıp kaldık.
OĞLUMU GÖRMEYE GİDEMİYORUM
Biz sizi neşeli görmeye alıştık...
O rolü hep oynuyoruz. En büyük başarımız da odur. Ben ailemde, eşime, çocuklarıma karşı da aynı rolü yapıyorum. Bu borçtan kurtulduğum gün, üç koç birden keseceğim! Param kalmasa dahi, borç harç keserim.
Tiyatronuza devlet desteği yapılmıyor mu?
Devlet yardımı bize nefes aldırıyordu. Maalesef ünlü bir tiyatrocu ‘Vergi borcu olanlara yardım yapılmasın’ diye çağrıda bulundu. Bunun üzerine bizim yardım da kesildi.
Kim bu ünlü?
(Biraz sessizlik.) Ali Poyrazoğlu... Kızmadım. Onun yapısı buna müsait.
Vergi borcu başka zorluklar da getiriyor demek?
En kötüsü seyahat özgürlüğümüz kısıtlanıyor. Bir oğlumuz var İngiltere’de, gidip göremiyoruz.
Tiyatromda oyunculara flört yasak ama evlilik serbest
Aileniz tümüyle tiyatroculardan oluşuyor: Eşiniz, kızınız, damadınız, torununuz?
Aile bireyleri birbirini tiyatroya ister istemez çekiyor. Mesela kızım Fulya hiç severek yapmadı bu işi. Hálá devam ediyor, o ayrı.
Tiyatronuzda oyunculara flörtü yasaklamışsınız?
Evet ama evlilik serbest.
Çok şıksınız...
Estağfurullah... Sadece renk uyumuna dikkat ederim.
Klasik giyiniyorsunuz...
Bu yaştan sonra spor giyinemem. Her yaşın bir gereği var.
Utangaç mısınız?
Utangacım. Altı kişiden fazla bir gruba giremem. Ayaklarım birbirine dolanır. Nikah, düğünden mümkün olduğunca kaçarım.
Kolay güler misiniz?
Yok, fazla gülen biri değilim.
Ama insanları güldürüyorsunuz.
O bizim görevimiz. Benim yapım biraz acayiptir. Birçok arkadaşımın ağzından bal damlar. Fıkralar anlatırlar, espriler yaparlar. Ben öyle değilim.
Nasıl hatırlanmak istersiniz?
Hatırlanmaktan ziyade, unutulmamak istiyorum. Çünkü benden önceki kuşaklardaki insanların çok kısa sürede tamamen unutulduğunu görüyorum. Gençler, Vasfi Rıza Zobu’yu bile tanımıyorlar. İşte, Hadi Çaman vefat etti. Bir hafta sonra unutulmaya başlanacak, maalesef. Torunum çok tanınırsa, o beni hatırlatabilir diye ümit ediyorum.
Ata eskisinden de enerjik Engin çılgın gibi oynuyor
Avrupa Yakası’nı Gülse Birsel yazıyor, beraber oynuyorsunuz... Nasıl sizce?
Çok iyi. Oyunculuğunu da hızla geliştirdi. Ona sevgim kadar saygım var. Benim torunum yaşında, buna rağmen kendisine Gülse Hanım diye hitap ederim. Olağanüstü zeki, birikimli ve özel hayatı çok düzenli bir insan, hayranım kendisine.
Hümeyra, diziden ayrıldı. Çok iyi bir çifttiniz?
Evet, çok iyiydik. Maalesef ayrıldı. İlk geldiği gün ‘40 senedir sizinle karşılıklı oynamayı istiyordum’ deyip beni çok sevindirmişti. Ayrılmasına çok üzüldüm.
Pepsi reklamında beraber oynadınız?
Evet. Umutlanmıştım, belki geri döner diye...
Ata Demirer geri döndü?
İyi yaptı, şimdi eskisinden de enerjik ve heyecanlı.
Burhan Altıntop nasıl?
Engin Günaydın’ı çok seviyorum. Bundan 30-40 sene önceki halime benzetiyorum onu. Çılgın gibi oynuyor, kendini telef edercesine...
Hayatınızda hiç magazin, sansasyon yok mu?
Çok gençlikte, Gönül’le aşık olduğumuz ilk zamanlarda bazı falsolarımız olmuştur. Bara da gitmişizdir, sabahlamışızdır. Çünkü ancak oralarda buluşabiliyorduk... Sonra hepsi bitti.
Eşinizle aranızda hálá kıskançlık oluyor mu?
Kıskançlık her zaman oluyor. Biz birbirimizi hálá gençlik halimizle görüyoruz.
1998’de Devlet Sanatçısı oldunuz, 1999’da Devlet Sanatçılığı kaldırıldı.
Evet. O kimlik kartı hálá cüzdanımda duruyor. O bir onur vesikasıdır. Bir kere kullandım: Silah ruhsatı alırken hüviyet istediler, onun yerine Devlet Sanatçısı kartımı ibraz ettim.
Genç görünüyorsunuz...
Sağ olun. Hiç kozmetik kullanmam. Sahneye çıkarken krem filan sürmem. Alkollü pamukla silerim yüzümü. 2002’ye kadar hiç beyaz saçım yoktu. Bu, aileden geliyor. Babamın durumu çok enteresandır. 82 yaşında vefat etti; 80 yaşından sonra, beyaz saçları siyahlaştı!